Ana Sayfa Blog Sayfa 51

Bibliyofil anne: Ebrar Güldemler

0

Bu ay İçerik Kraliçesi köşemizde Ebrar Güldemler var!

Ebrar, sen kimsin?

33’ünde bir kadınım, okur-yazarım, anneyim.

Kendini “bibliyofil” olarak tanımlıyorsun; kitaplarla olan ilişkini tarif eder misin?

Sabaha kadar konuşabilirim sanırım. Kitaplarla ilişkim babamla başladı, elimden tutup Tepebaşı’ndaki Tüyap’a götürmesiyle. Sonra haliyle çok okuyan ve yazan gözlüklü kız oldum. Son yıllarda işim gücüm tamamen bu alanda oldu, çevirmenlikle beraber yayıncılığa dair başka şeyler de yapmaya başladım.

En sevdiğin sosyal mecra hangisi?

Instagram. Facebook biraz aile ve tanıdıklarla dolu, güncelleme gereği çok duymuyorum, genellikle Instagram’a bağlıyorum ve bu yetiyor. Twitter’ı seçimden seçime açıyorum diyebilirim. Snapchat hiç kullanmadım. Ve tabii Whatsapp sayılıyor mu emin değilim ama, onu da çok seviyorum. Youtube hiç bilmediğim bir alan. İzleyicisi de değilim.

Sosyal medya senin için nasıl bir yer? Hangi amaçla, nasıl kullanıyorsun?

Benim için öncelik sadece arkadaşlarımla, sevdiğim insanlarla iletişimde kaldığım bir yerdi. Sonra blog geldi, uzun zaman kişisel sebeplerle ara vermiştim, Elif’le çalıştığımız dönemle yeniden döndüm ve blogda, Instagram’da yazmak başladı. Ve üstelik bu karşılık buldu, duyulduğumu ve görüldüğümü hissettim. Bu elbette çok iyi geldi. Böylece çok daha günlük paylaşımlardan, kendi köşem gibi kullanmaya doğru ilerledi kullanım şeklim. Dijital Topuklar’ın ilk yılında Deniz Erdem sosyal mecralarda paylaşım yapmayı korunmasız sekse benzetmişti, bir korunma yolumuz olması gerektiğini ifade ederek. O konuşma beni çok etkilemişti. Yani bu hesabı kapalı tutmak olabilir, yorumlara ve kabalıklara tamamen kayıtsızlık geliştirmek olabilir. “Başka insanlar yüzünden ben hesabımı mı kapatacağım” tarafında değilim, korumalı hesap kullanıyorum ve bunu çok seviyorum. Bir de yorumlara gerçekten aldırmayan, yazan kişiyle ilgili olduğunun farkında olan kişilere çok saygı duyuyorum. (Elif Doğan bu konuda en yakından gördüğüm örnektir, çok sert yorumları bile tamamen soğukkanlılıkla ve kişiselleştirmeden yanıtlar.) Bir de fazla kişisel paylaşımlardan kaçınıyorum, çocukların fotoğraflarını paylaşmıyorum. Yaşadığımız yere, gittiğimiz yerlere dair detayları oldukça muğlak bırakıyorum. Bu böyle olmalı demiyorum, ama benim tercihim bu, zamanla kendiliğinden böyle oldu ve böyle rahat ediyorum.

İçeriklerini neye göre hazırlıyorsun?

Tamamen kafama göre. Ama az önce bahsettiğim kendimce geliştirdiğim sınırlar dahilinde. Okuduğum kitap, izlediğim film, o gün yaşadığım bir şey. Bunun için önceden daha ziyade blog vardı, çok da seviyordum. Fakat ciddi bir zaman sorunu var. Blog için yazacağım bir kitabı aklıma ya da bir kağıda not ediyordum. Yazmak için de bilgisayar başına oturup “ciddi ciddi” zaman ayırmayı bekliyordum. Ama bu şekilde yazılar kaynayıp gidiyor, kayboluyor, o beklediğim zaman hiç gelmiyor. Haliyle Instagram’daki miniblog hali çok daha pratik oldu. Elimdeki kitabı o an paylaşmak, aklıma düşen bir öyküyü hemen Evernote’a yazıvermek daha verimli olmaya başladı. Daha önce bir yazarın oturup bir deftere ya da düzenli masaya geçip yazması gerektiği fikri canlanırdı zihnimde. Uzun zamandır öyle düşünmüyorum. İki çocuklu ve çalışan, bir de bekar anneysem; yazı için bana kalan zaman sadece yürürken, beklerken, herhangi bir şey yaparken telefon kullanarak mümkün oluyorsa; o zaman öyle yapıyorum. Bu beni daha az yazar yapmıyor.

Hangi tür hesapları takip ediyorsun?

Öncelikle arkadaşlarımı, hayatlarını merak ettiğim ve takip ettiğim insanları. Sonra mesleki hesapları; yayınevlerini, kitap paylaşımı yapanları. Yabancı blogları, beni güldüren hesapları. Stalk etmek için uğraşmak zahmet verici oluyor, merak ediyorsam doğrudan takip ediyorum, Şeyma Subaşı’yı epey takipte kaldım, sonra sıkıldım, ne bileyim Seren Serengil’in hapse girdiği ve ardından evlendiği zamanlar çok eğlenceliydi, takip etmeyi seviyordum. Entellektüel durma çabam yok, her Cuma story’de “belgesel saati” yazarak İstanbullu Gelin izlediğimi paylaşmayı seviyorum mesela.

Nelerden besleniyorsun?

Paylaşımları oluşturmaktan bahsediyorsak; her şeyden. Bütün olarak sosyal medya ise beni birçok anlamda besliyor. Mesela yeni çıkmış bir kitap, ne bileyim Küçük Vampir serisinin yeniden basılması gibi bir şeyi karşı komşumun kapısını çalarak birlikte sevinemem, ama Instagram’daki kabilemle birlikte sevinebiliriz bu tür şeylere. “Ya, This Is Us diye bir dizi buldum, bayılırsın” deyip, üzerine konuşabileceğim yüzlerce insan var. Yalnızız hepimiz ama böylece ayrı düşmüyoruz. Kötü hissettiğim bir konuda tek başıma olmadığımı görmek iyi geliyor. Gerçek olan hesapları takip etmek… Mükemmel annelik ve mükemmel evlere tepki olarak doğmuş gibi duran tüm hesaplar beni besliyor. Onlara elbette saygı duyuyorum, belki de gerçekten kusursuz hayatlar vardır. Benimki öyle değil ve kendim gibi “kusursuzca kusurlu” tüm paylaşımları çok seviyorum.

Hesabında ilgili, paylaşmak istediğin hedeflerin var mı?

Evet, daha düzenli hale getirmeyi istiyorum, çok da yapamıyorum. Hesap benim için kariyer planlaması yaptığım bir mecra değil, o yüzden çok somut hedeflerim yok. Ama hesapla birlikte yolu açılan online atölyeler düzenleme sürecine girdim. Bu çok heyecan veriyor ve kısa vadede bir hedef oldu diyebilirim.

Aşk ile yap!

0

“Çünkü bu dünyanın bizden bir muradı varsa bunu ancak tutkumuzu bularak gerçekleştirebiliriz.”

Dijital Topuklar Zirvesi’nin bu seneki sloganı #tutkunubul üzerinden yine Dijital Topuklar’ın web sitesinde yayınlanmış  (Tutkumu Bulamıyorum başlıklı) bir yazıya rastlamam ile, yalnız olmadığımı fark etmem çok uzun sürmedi. Biz, yani tutkusunu bulamamışlar gürûhu epey kalabalığız. Ve bu, gerçekten belli bir yaştan sonrası için, ya da şöyle söylemeliyim, belli bir uğraştan ya da belli standartlardan sonra pek de kolay olmayan bir süreç.

Çünkü bir yandan tutkunu ararken bir yandan tutkuyla yapamadığın işine -ki çoğu zaman gönülsüz olarak- gidip gelmek durumundasın. Ve bu süreçte tutkunu bulmayı deli gibi istemene rağmen, değil tutkunu bulmaya, bazen yatağını toplamaya bile zaman bulamıyorsun. 20’li yaşların başına şöööyyle bir dönerekten o zamanların enerjisi ve reaktifliğiyle şimdilerde yapmak istediğim, tutkuyla devam ettirebildiğim işime doğru emin adımlarla ilerlemek mümkün olsa… Çünkü emekliliğime ne kadar kaldığını saymak için bence çok erken.

Mesleğimin daha dördüncü yılındayım ve fark ediyorum ki, kendimi tükenmiş hissetmekle, tutkumu bulamamak arasında bir ilişki olmalı. Bildiğim bir şey daha var, tutkumu bulmak ve bunu kovalamak  için geç değil! Hiç de geç değil (çünkü kolay olmayacak). 20’lerimin başında değilim belki ama çok daha verimli bir dönem olduğunu umut ettiğim 30’larıma doğru ilerliyorum. Ve işimi tutkuyla yapamıyor oluşumu fark etmeyi bile bir avantaj olarak görüyorum -ki çoğu insan bunu fark edemediği ve severek yapamadığı işlerden emekli oluyor ne yazık ki! Hatta bir çoğu da tutkuyla yapma beklentisine bile girmiyor. Vazife olarak biliyor ve sevse de sevmese de yapıyor, yani bu deveyi güdüyor. Belki doğrusunu da onlar yapıyordur, bilemiyorum. Ancak ben gerekirse bu diyardan gitmeyi tercih ederim. İç ışığım sönmüş bir halde gittiğim bir iş kendimi tüketmekten ve verimliliğimi asgariye indirgemekten başka bir şey değil. Oysa sabah beni yatağımdan enerjiyle kaldıracak şey, bana iyi hissettirecek, üreticiliğimi yukarılara taşıyacak bir meşgale pek tabii kazanç kapım da olabilir.

Son zamanlarda özellikle yaptığı işi bırakmış ve tutkuyla yapabildiği işe kavuşmuş kişilerin başarı hikayesi bana ilham oldu diyebilirim. Yani şu var ki, severek yapamıyorsan bırakabilecek kadar da cesur olmalısın. Günümüz Türkiyesinde bu pek de mümkün değil. Sağlam ve sigortalı işler için odaklanmış ebeveynlerimizi utandırmamak ve evet sağlam bir gelecek vâdettiğine inandığımız bir ‘devlet işi’ne sahip olmak ne yazık ki tutkuyla yapmak istediğimiz işe odaklanmamızı engelledi.

Devlete bir şekilde kapak atmak için türlü engelleri aşıp zorlu parkurlarda yarışarak aslında psikolojimizin ne kadar hasar aldığından bahsetmiyorum bile.

Mesai saati kavramının ve bizi yataktan çıkaracak enerjiyi vermediği gibi halihazırdaki enerjimizi de sömüren, kendimizi robot gibi hissettiren, izin almak için kırk takla atmamızı makul kılan, evimizle ailemizle ilgilenmemiz için zaman bırakmayan pek kıymetli işlerimize gitmemizden ziyade; işe nasıl gittiğimizin de önemi olmalı. Tam da bu nedenle ‘tutkunu bulmak’ ve ardından koşmak yaşın kaç olursa olsun peşinden gidilesi bir heves… Çünkü bu dünyanın bizden bir muradı varsa bunu ancak tutkumuzu bularak gerçekleştirebiliriz.

“Eğer aşkla çalışmıyorsanız, çalışmaktan hiç hoşnut değilseniz işinizi bırakıp tapınağın kapısına postu sererek, sevinçle çalışanlardan sadaka dilenin daha iyi. Çünkü gönülsüz pişirdiğiniz ekmek acı olacaktır.” diyen Halil Cibran konuyu çok da güzel özetliyor. Tutkuyla çalışanlardan para dilenin, tokat gibi değil mi!

Tutkusunu bulabilenler şanslı, yol almaya başladılar bile.

Peki biz? Biz kimiiiizzz?

-Tutkusunu bulamayanlar!

Asla geç kalmış değiliz. Enerjimizi artıracak ve gerçek potansiyelimizi açığa çıkaracak uğraşı aramaya koyulmalıyız. Tutkumuzu aramak için yola çıkmalıyız. Çünkü eminim sonrası epey kolay olacak.

Sosyal Medyada Sesini Bulmak isteyenler buraya!

0

Dijital Topuklar – Atölye’lerin ikincisi, “Sosyal Medyada Sesini Bulmak” atölyemizin ayrıntıları aşağıdaki gibi:

Dijital Topuklar – Atölye: Sosyal Medyada Sesini Bulmak
Eğitmen: Aslı Kocaeli
Tarih: 03 Şubat 2019, Pazar
Saat: 9:30 -18:00
Mekân: Makery 41 (Teşvikiye, Hacı Emin Efendi Sk. No:41, 34365 Şişli/İstanbul https://g.co/kgs/pNau6Z)
Kontenjan: 20 kişi

Kimler katılmalı:

  • Instagram hesabını kendi yöneten girişimciler,
  • Hesabını kendi yöneten markalar,
  • Bir hesap açmak veya mevcut hesabını geliştirmek için ilham almak isteyenler,
  • Ürettiği içerik ile fark edilmek isteyen herkes!

Program:

9:30 – 9:45 Buluşma ve atıştırma/çay/kahve

9:45 – 10:00 Çemberde tanışma

10:00 – 11:30 Atölye 1. Bölüm

Sosyal medyada sesini bulmak için;

  • Kendini bulmak
  • Fikrini bulmak
  • İçeriğini bulmak

11:30 -11:45 Çay/Kahve Molası

11:45 -13:00 Atölye 2.Bölüm

  • Sesini bulanlar
  • Global ve lokal etki liderleri neleri doğru yapıyor?

13:00 -13:45 Öğle arası (yemek)

13:45- 15:00 Atölye 3. Bölüm

  • Senin sesini buluyoruz (Grup Çalışması)

15:00 -15:15 Çay/Kahve Molası

15:15 -17:00 Atölye 4. Bölüm

  • Instagram Simülasyonu (Grup Çalışması)

17:00 -17:45 Soru-cevap

17:45 – 18:00 Çember ve kapanış

Eğitim materyalleri, öğle yemeği, çay, kahve ve atıştırmalık ikramları ücrete dahildir. Ücret bilgisi ve kayıt için: atolye@dijitaltopuklar.com

 

Aslı Kocaeli kimdir? 

Özel Darüşşafaka Lisesi’ni bitirdikten sonra Yeditepe Üniversitesi’nde burslu olarak Felsefe okudu. Üniversitenin son yılında reklamcı olmaya karar verdi. 10 yıl boyunca muhtelif ajanslarda reklam yazarlığı yaptı. Dijital dünyayı ve sosyal medyayı hep çok sevdi. “Banner”lar, facebook reklamları, Instagram kurguları oyun alanları oldu. Çalıştığı yerler 360 derece reklamcılık konusunda cesaretlendiren ajanslardı; Rafineri, McCann Istanbul ve TBWA Istanbul. Coca-Cola, THY, Hürriyet, Akbank, Nissan, İstinyePark’a offline ve online reklam kampanyaları yaptı. Hem yurtdışı, hem de yurtiçinde birçok reklamcılık ödülü kazandı. Anne olduktan sonra kariyerine ara verdi ve @annenin.icsesi hesabını açtı. Bu hesapla yaratıcı fikirlerini, annelik deneyimlerinive iç sesini paylaştığı bir dünya kurdu. Kısacası “sosyal medyada sesini buldu!” Şimdi de Dijital Topuklar Atölye’de bir reklamcı gözüyle sosyal medyada sesini bulmanın yollarını anlatıyor.

25 bin kadın dijital okur-yazar olacak!

0

Dijital Topuklar olarak 24-25 Aralık’ta Hatay’da düzenlenen Kadın İçin Teknoloji eğitimlerindeydik.

Teknosa tarafından 2007 yılında başlatılan, Habitat Derneği işbirliğiyle sürdürülen Kadın İçin Teknoloji projesi, bugüne kadar 66 ilde 16 bin kadına ulaştı. Hedef 25 bin kadına dijital okur-yazarlık eğitimlerini ulaştırmak…

Bilgisayar ve internet kullanımına dair temel bilgilerin aktarıldığı 16 saatlik eğitimler, Teknosa ve Habitat Derneği işbirliğinde gerçekleştiriliyor. Gönüllü eğitmenler tarafından organize edilen eğitimler, 20 kişilik gruplara veriliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği adına ‘teknoloji erkek işidir’ algısını yıkmayı ve kadınların dijital okur-yazarlık becerilerini arttırmalarına destek olmayı hedefleyen proje kapsamında bugüne dek Türkiye’nin 66 ilinde çeşitli eğitimler düzenlendi ve bu eğitimlerden 16 bin kadın yararlandı. Toplumun her kesiminden, her yaş grubundan kadınlara hitap eden eğitimlerle 2023 yılına kadartoplam 25 bin kadına bu eğitimlerin ulaştırılması hedefleniyor.

Neden ‘Kadın İçin Teknoloji?’

Dijital Topuklar Platformu, kurulduğu günden itibaren dijital ortamda kadınların daha görünür olmalarını ve onların işlerini kolaylaştırmayı hayal ediyor. Tam da bu sebepten, “Kadın İçin Teknoloji” de gönülden desteklediğimiz projeler arasında…

“Kadın için Teknoloji” eğitimleri sonrasında, teknolojiyle aralarında mesafe olan kadınlar;

  • Kimseye muhtaç olmadan hastane randevusu alıp, e-devlet sitesini kullanabiliyorlar.
  • Güvenli internet hakkında bilinçleniyorlar.
  • E-posta kullanmaya başlıyorlar.
  • Facebook, Instagram gibi sosyal medya hesaplarını açıyorlar.
  • İşlerini sergiliyorlar.
  • Kendi başına arama motoru kullanıp, istedikleri bilgiye erişebiliyorlar.
  • Arkadaşlarıyla, akrabalarıyla Messenger veya Whatsapp üzerinden haberleşebiliyorlar. Whatsapp grupları oluşturup birbirlerini bilgilendiriyorlar.
  • İlgilendikleri etkinlikleri, kursları veya indirimleri takip edebiliyorlar.
  • Klavyeyi kullanıp yazı yazabiliyor, dilekçe vs. hazırlayabiliyorlar.
  • İhtiyaç duydukları bilgilere kendi kendilerine erişebiliyorlar.
  • Çocuklarının okul durumlarını takip edebiliyorlar.

Eğitimlerde neler oluyor?

Bilgisayar kullanımı, internet kullanımı, sosyal medya kullanımı gibi alanlarda verilen eğitimler sayesinde hem kadınların bilgiye erişimi, hem de bilgi kullanarak kişisel gelişim ile kariyer fırsatları artıyor. Özellikle Anadolu’da kendi el emeği ürünlerini internet ve sosyal medya kullanarak satarak gelir elde etmeleri sadece kadını değil, aileyi de geliştiriyor.

Bu tecrübe bize neler kattı?

Dijital Topuklar olarak gerek web sitemizde sunduğumuz içeriklerin, gerekse düzenlediğimiz etkinliklerin geniş bir kesime hitap etmesini çok önemsiyor ve mesajlarımızın İstanbul ötesine çıkmasını, iletmek istediklerimizin teknolojiyle arasında mesafe olan kadınlar tarafından da erişilebilir olmasını istiyoruz. Teknosa ile birlikte katıldığımız bu gezide, büyük şehirlerde normalleşen ve hayatın bir parçası haline gelen teknolojik becerilerin, Anadolu’da erişilebilir olmasının ne denli önemli olduğunu gördük.

İşbirlikçi liderlik sanatı

0

Çalışma şeklimiz değişiyor. Bunu bazen çok bariz, bazen ise belli belirsiz de olsa görebiliyoruz. Deloitte gibi geleneksel şirketler bile insanların gelişimine yatırım yapıyor, bunun standartların ilerisinde kalmaları için en iyi kaynak olduğunun farkındalar. Rekabet avantajı olanlar, sezgisel olarak anlıyorlar ki inovasyon ve yaratıcılık, hem pazarın taleplerini karşılamak için hem de sürdürülebilirlik mücadelesinde daima çok önemli. İş dünyasının geleceği, tarihi geçmiş ‘yönetim’ yaklaşımından ziyade işbirliğine dayalı bir çerçeveye göre şekillenmeye başlıyor.

Bu zorlu ‘yönetme’ konsepti beni her zaman meraklandırdı ve korkuttu, bu yüzden işbirliği hakkında yaptığım varsayımlarımı sorgulamaya başladım. Mevcut projelerimden biri, işbirlikçi bir ortamda kendi liderliğimi keşfetmeme ve deneyimlememe fırsatı verdi. Son altı aydır Art of Hosting (Ağırlama Sanatı) prensiplerine dayanan işbirlikçi süreçleri kullanarak, “Women&Power Leadership Forum” için ortaklaşa tasarım ve ev sahipliği yapıyorum. Bu süreç, işbirlikçi liderliği anlamamı ve keşfetmemi sağladığı için yürekten müteşekkir olduğum Art of Hosting konusunda deneyimli Kathy Jourdian ile birlikte hepimize, işbirliği yapmanın ne demek olduğunu ve bu yaklaşımı geliştirmek için nelere ihtiyaç duyabileceğimizi anlamamızı sağlayacak müthiş bir fırsat verdi.

Konsensus kararı derken?

İşbirlikçi çalışma hakkında uydurduğum en büyük inançlardan biri, bir grup insanın fikir birliği ile aldığı kararın zorlayıcı olacağıydı; eğer karara karşı gelen biri varsa, ileriye gidemezsin. Bir grup insandan herhangi bir konuda hemfikir olmayı istemenin ne kadar zor olduğunu düşündüğünüzde bu çok ayrıntılı ve neredeyse imkansız bir görev gibi görünüyordu. Sadece Occupy Hareketi ile olanlara bir bakın, oy birliği ile verilen karar, özellikle ölçeklenebilirlik hakkında konuşurken işe yaramaz.

Ancak sonra, nihai kararın alınmasının, karar alma sürecindeki kadar önemli olmadığını keşfettim. Ekip üyelerinin fikirlerini açık ve dürüst bir diyalog yoluyla dile getirebilmeli ve herkesin sorunu birlikte keşfetme fırsatı da olmalıydı. Bu süreç, işbirlikçi karar vermenin ayrılmaz bir parçası. (Bu terim bir oksimoron gibi gözükse bile!) Bunu birkaç kez denediğinizde, başka konseptleri ve örüntüleri fark edersiniz ve ortak algılamalar yoluyla bir çözüm veya karar ortaya çıkar. Beklendiği gibi, çözüm ya da fikir çoğu zaman bir insanın kendi başına bulabildiğinden daha iyidir!

Kendine dönmek mi, dışarıya yönelmek mi?

İşbirliği ile ilgili sahip olduğum bir başka varsayım da, güçlü bir vizyonun işbirliğine ilham verecek kadar yeterli olduğu varsayımıydı. Ancak anlaşıldı ki, bu her zaman yeterli değildi. Liderler olarak, lider olmanın her şeyi yapmak anlamına geldiğini varsayıyoruz. Birçoğumuz için başarısızlık ve utanma korkusu bizi kontrol duygusuna bağımlı kılıyor. Yapmamız gerekenden daha fazlasını üstleniyoruz, parmak uçlarımızda yürüyoruz ve her küçük şeyi ‘yönetmeye’ çalışıyoruz. Haliyle, “tamam, hallediyorum” mesajı da veriyoruz.

Kadınların yaptığı hatalardan biri de bu: Kaldırabileceğimizden daha fazlasını üstleniyoruz ve birçok işi birden yapabileceğimizi, değerimizi kanıtlamak istiyoruz. Bu yüzden tüm yükü alıyor ve kimsenin buraya girmesine izin vermiyoruz. İşte ‘kendine dönmek’ yaklaşımının etkisini yitirdiği yer tam da burası. Bunu yapmayı bırakıp, liderler olarak dışarıya da yöneldiğimizde, yani çalışanlarımızı da sürece dahil ettiğimizde, onlara da kendilerine dönme ve kendilerini gerçekleştirme fırsatı vermiş oluyoruz. Aynı zamanda çalışanlar görevlerin sorumluluğunu daha iyi üstleniyor, adımlar atıyor ve en iyi fikirlerini kullanarak, sürece daha fazla katkıda bulunabiliyorlar.

Mükemmeliyetçiler ve benim gibi kontrol düşkünleri için üstesinden gelinmesi gereken en büyük zorluklardan biri bu olabilir. Bırakabilmeyi ve başkalarına güvenmeyi öğrenmek, dehanın parlayacağı bir alan açmak için çok önemli! Dengeyi bulduğumuzda, işbirliği yaklaşımının bir sanat formu haline geldiği yere ulaşırız.

Bir GÜÇ olarak SAVUNMASIZLIK

Öğrendiğim en önemli şey, işbirliği yapılan süreçlerde savunmasızlığın aslında ne kadar önemli olduğunu anlamak oldu. İş ahlakımızla ilgili her şeyi yanlış anlamışız! Savunmasız olmanın zayıflık olduğuna inanmışız. Yetersiz görülme korkumuzla yüzleşmiyoruz. Kendi değerimizi kanıtlama ihtiyacı ile utanma korkusu kafa kafaya çarpışıyor!

Liderlik yolculuğumda tekrar tekrar karşıma çıkan şey şu oldu; savunmasız olmayı seçtiğimde, ne kadar zayıf görülebileceğimi düşünmeden gerçek duygularımı ifade etmek, geribildirimleri üzerime alınmadan gerçekten dinleyebildiğimde, bu hareketler ölçülemeyecek kadar güçlü hareketlere dönüşüyorlar. Bu aslında herkesin sahip olduğu gizli bir süper güç, ancak herkesin bunu ortaya çıkarmaya cesareti yok. Başarısız olmak, hatalarınızdan ders almak ve başarısızlıkla beraber gelecek olan utancı riske edebilmek için irade gerekir. Ancak bu yaklaşımın ödülü boldur.

Herhangi bir ilişkide veya grup sürecinde güven oluşturmanın en hızlı yolu bu. Savunmasız olmayı göze almak, başkalarının da duygularını açıkça paylaşabileceği, fikirlerin ve çözümlerin teşvik edildiğini hissedebileceği bir ortam yaratır. Sadece insan olmamıza izin verir ve hepimizin bu işte birlikte olduğumuzu fark ettirir. Kalplerimizi açar ve bize bunun sonuçta bir sonraki büyük fikirle ilgili olmadığını hatırlatır.

Şükran

Bazı muhteşem kadınlar olmasaydı, bu öğrenme sürecinde bulunma şansım olmazdı. Çok tutkulu olduğum bir fikir için zamanlarını ve enerjilerini bu kadar gönüllerinden gelerek ortaya koyan kadınlarla işbirliği içinde çalışma deneyimim beni gerçekten şaşkına çevirdi. Zaman zaman zorlayıcı olsa da, onlar beni her zaman en yüksek potansiyelime bağlı tuttular, dürüst geri bildirimlerde bulundular, beni savundular ve bana inandılar. Bazen en iyi öğrenme, başkaları kendi gerçeklerini dile getirecek kadar cesaretli olduğunda gelir. Bunu destekleme kapasitesine sahip kadınlarla çalışma fırsatı bulduğum için minnettarım. Şükran duymak, doğası gereği rekabetçi olan işler için her şeyi bambaşka hale getirir.

Sonuç

Bu işbirliği sürecinin sonunda işe yarayıp yaramayacağını merak ediyor olabilirsiniz. Hala çalışmalarımızın ortalarındayız, ancak rahatlıkla söyleyebilirim ki bir şekilde biletleri neredeyse tükenmek üzere olan ilk etkinliğimizi başarıyla yarattığımızı biliyoruz. Silikon Vadisi’nde söylentiler dolaşmaya başladı ve uzaklardan bize destek olmak isteyenler var. Ev sahibi olarak, o gün katılacak olan her kuşaktan kadın liderler için derin bir diyalog gününe ev sahipliği yaparken, bu süreçleri etkinliğimizde uygulamaya devam edeceğiz. Sonuçlara bağlı değiliz. Bununla birlikte, bildiğimiz en önemli şey, katılımcılarımızın işbirlikçi süreç ve liderlik deneyimi yaşayarak buradan ayrılacak olmalarıdır. Ve bu tek başına bir sanat eseri olacak.

 

Monique Tallon

Bu yazının İngilizce orijinali Huffington Post‘ta yayınlanmıştır.