Ana Sayfa Blog Sayfa 31

Sisteme Başkaldıran Mülteci: İlhan Omar

0

12 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden İlhan Omar, geçen seneki ara seçimlerde Demokrat Parti’den milletvekili seçilerek ABD Kongresi’ndeki ilk başörtülü üye oldu. Trump’ın sert eleştirileri sonrası hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı ancak hala büyük bir hevesle demokrasiye hizmet etmeye devam ediyor.

1982 yılında yedi kardeşin en küçüğü olarak Somali’de doğan İlhan Omar, iç savaş nedeniyle sekiz yaşındayken ailesiyle birlikte ülkeden ayrıldı. Kenya’daki bir mülteci kampında dört yıl geçirdikten sonra ABD’ye gelen Omar ailesi, 1997’de Minneapolis’e taşındı. Annesini iki yaşındayken kaybeden Omar, babası ve dedesi tarafından yetiştirildi. Siyasete yönelmesindeki en büyük etkenlerden birinin dedesi olduğu biliniyor.

Burada büyüdüğü yıllarda ayrımcılığa ve zorbalığa maruz kalan İlhan Omar, lise yıllarında da sesini yükselten bir öğrenciydi, öğrenci organizasyonlarında görev almıştı. 17 yaşına geldiğinde Amerikan vatandaşı oldu ve daha sonra North Dakota Eyalet Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler okudu.

Üniversiteden sonra yerel topluluk için beslenme eğiticisi ve sosyal yardım koordinatörü olarak çalıştı. Bu sırada yerel politikacılarla da bağlantılar kurdu ve Eyalet Senatosu için yapılan seçimlerde bazı demokrat politikacılar için kampanyalar yürüttü. Belediye meclislerinden kongrelere katılmaması yönünde uyarılar aldı, ayrımcılığa maruz kaldı ama hiçbir zaman çalışmalarını yürütmekten geri durmadı. “Kadınları Organize Eden Kadınlar” ağında politika girişimleri direktörü olarak görev yaptı ve Doğu Afrika’dan gelen kadınların sivil ve siyasi liderlik rollerini üstlenmelerini savundu. 2016’da Minneapolis’te Temsilciler Meclisi yarışında erkek rakiplerini geride bırakan Omar, genel seçimleri kazandı ve ABD’deki ilk Somalili milletvekili oldu. Ayrıca aynı yıl seçimi kazanan Rashida Tlaib ile birlikte Temsilciler Meclisi’nde yer alan ilk Müslüman kadınlar oldular.

Rashida Tlaib ve Ilhan Omar  (Photo by Cheriss May/NurPhoto via Getty Images)

Seçildiği zamandan beri İlhan Omar, öğrenci bursları, sağlık ve insan hakları konularında pek çok başarılı kampanyaya imza attı. LGBT haklarını savundu, en çok da göçmen politikaları üzerinde konuştu. Aynı zamanda söylediği sözlerle Donald Trump da dahil olmak üzere pek çok kişiyi kızdırdı ve buna bağlı olarak da hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı. İsrail’in Filistin’e yönelik politikalarını eleştirdiği için İsrail’e girişi yasaklandı. Başkan Trump da açıkça İsrail’e, Rashida Tlaib ve Ilhan Omar’ın ülkeyi ziyaret etmelerini yasaklaması çağrısı yapmıştı. Trump’ın daha önce Omar için ‘Doğdukları ülkeye gitsinler’ dediği de biliniyor. Omar ise Trump’ın göç politikalarına karşı çıkan politikacılar arasında, özellikle Göç ve Muhafaza Kurumu’nun kapatılması için çağrılarda bulunuyor.

Başkan’ın doğrudan hedef göstermesine rağmen provokatör bir aktivist olarak doğru bildiği yoldan şaşmayacağını defalarca ifade eden İlhan Omar, yalnızca ABD’de yaşayan Somalili Müslümanlara değil, kendisine ‘buraya ait değilsin’ denilen her kadına ilham olmaya devam edecek. “Toplumda ortaya çıkıp kendimi gösterme biçimim, kim olduğumu tanımlamalı” diyor Omar, “ve ben kendime inanıyorum, yaptığım işe inanıyorum.”

Bu web sitesinin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Dijital Topuklar’a aittir ve sponsorun görüşlerini yansıtmamaktadır.   

Edebiyatçı, Savaşçı: Halide Edip Adıvar

0

Cumhuriyet tarihinde adını duyuran en önemli kadınlardan biri olan Halide Edip Adıvar yalnızca yazdığı eserleriyle değil, Kurtuluş Savaşı sırasındaki cesareti ve yaşadığı dönemde diğer kadınlara verdiği sayısız ilhamla da anılıyor.

1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip Adıvar, henüz 15 yaşında İngilizce öğrenirken Jacob Abbott’un “Ana” adlı kitabını Türkçe’ye çevirerek II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirilmişti. Bunun üzerine, Hristiyan okullarında Müslüman öğrencilerin okuyamayacağı kuralı üzerine ayrılmak zorunda kaldığı Robert Kolej’e geri dönüp, buradan diploma alan ilk Müslüman öğrenci olmuştu.

Mezun olduktan sonra matematik öğretmeni Salih Zeki Bey ile evlendi ve iki oğlu oldu. Bu süreçte birçok çeviri yayınladı, bunlara birkaç Sherlock Holmes çevirisi ile Hamlet çevirisi de dahildi.

1908’de Meşrutiyetin ikinci ilanından sonra gazetelerde yazmaya başladı, özellikle kadın hakları üzerine yazdığı makaleleri büyük dikkat topladı. Osmanlı muhafazakarları tarafından sertçe eleştirildi ve 31 Mart ayaklanması sırasında öldürülme tehlikesi olduğu için oğullarıyla birlikte Mısır’a gitti. Buradan da kadın hakları konusunda yazdığı yazılar sayesinde kendisine ulaşan İngiliz gazeteci Isabelle Fry’ın davetiyle İngiltere’ye gitti. Bu seyahati, kadın hakları konusunda dünyada olup bitenleri araştırmasına ve Bertrand Russell gibi önemli düşünürlerle tanışmasına vesile oldu. Ertesi yıl tekrar ülkeye döndüğünde, ilk romanı ‘Heyulâ’ ve hemen ardından ‘Raik’in Annesi’ yayınlandı. Bu sırada, Kız Öğretmen okullarında öğretmenlik ve başka okullarda müfettişlik yapmaya başlamıştı. Bu görevleri sırasında İstanbul’un farklı mahallelerinde edindiği tecrübeleri, daha sonra meşhur ‘Sinekli Bakkal’ romanına zemin oluşturacaktı.

Eşi Salih Bey ikinci bir kadınla evlenmek istediğini söylediğinde hemen boşandılar ve Halide Salih olarak kullandığı adını Halide Edip olarak değiştirdi. Boşanmasının hemen ardından kadınların ilişkiler içerisindeki konumunu esas alan ve kendi evliliğinden, hayatından izler taşıyan romanı ‘Seviyye Talip’ yayınlandı. O yıllarda bir kadının evliliğiyle ilgili kararlar alması bile büyük bir meseleyken ikinci bir eş isteyen kocasını terk etmesi ve feminist bir eser olarak tanımlanan bu romanı yazması, Halide Edip’in muhafazakar çevreler tarafından iyice mimlenmesine neden olmuştu. Ancak o, hiçbir zaman sözünü sakınmadan doğru bildiğini ifade etmeye devam etti.

Balkan Savaşı yıllarında Osmanlı’daki kadın hareketi içerisinde aktif rol alan Halide Edip, Osmanlı’nın ilk kadın derneklerinden olan Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı. Derneğin çıkardığı kararnamede evlilik yasal bir çerçeveye bağlanmış ve kadınlara boşanma hakkı tanınmıştır. Çalışan kadınların haklarını da savunan dernek, düzenli olarak konferanslar düzenleyerek halkı bilinçlendirmeye yönelmiş, okuma-yazma kursları da düzenleyerek kadınların toplumda daha aktif olabilmesi için mücadele etmiştir.

Milli Mücadelenin öncü kadınları

Okuma ve yazma hevesi hiç dinmeyen, bir yandan da vatanına hizmet etmek için tutuşan Halide Edip, İstanbul Darülfünun’da Batı edebiyatı okumaya başladı. Bu sırada Türkçülük düşüncesi etrafında şekillenen Türk Ocakları’nda çalışmaya başladı ve Anadolu halkını geliştirmek için kurulan Köycüler Cemiyeti’nin başkanı oldu. İzmir’in işgalinden sonra milli mücadele, birinci önceliği haline geldi ve Anadolu’ya silah kaçırma işinden gazetelerde aydınlatıcı yazılar yazmaya kadar, varını yoğunu bu mücadeleye adadı. Bu sırada Amerikan mandasını savunan aydınların arasında yer aldı ve 1919’da Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektupta bu fikirlerini açıkladı. Sivas Kongresi’nde bu önerisi tartışıldı ve reddedildi. Amerikan boyunduruğu altına girmeyi savunduğu için sert bir şekilde eleştirilen ve çok sonraları ülke dışında yaşamak zorunda kalan Halide Edip, yıllar sonra sürgünden geri döndüğünde, “Mustafa Kemal haklıymış!” diyecekti.

Halide Edip, Milli Mücadele sırasında meydanlarda düzenlenen protestolarda yaptığı konuşmalarla da dikkat çekmiştir. 19 Mayıs 1919’da Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açıkhava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacı oldu ve attığı nutuk büyük yankı uyandırdı. Bunun ardından Kadıköy ve Üsküdar’daki mitinglerde de konuştu ve meşhur Sultanahmet mitinginde söylediği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır” sözü ile dikkat çekti. Bu sırada eşiyle birlikte Ankara’ya da giderek Milli Mücadele eylemlerini sürdürdü, Yunus Nadi Bey ile birlikte Anadolu Ajansı’nın kuruluşunda görev aldı. Hem muhabir hem de yönetici olarak ajansta çalıştı ve aynı zamanda Hakimiyet-i Milliye gazetesinde de görev yaptı. Orduya katılmak istediğini bir mektupla Mustafa Kemal’e bildirdi ve cephe karargahlarında görev yapmaya başladı. Sakarya Savaşı sırasında onbaşı rütbesi aldı. Daha sonra İzmir’de de cephede görev yapan Halide Edip, savaştaki başarılarından ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. 1920’de İstanbul İngilizler tarafından işgal edildiğinde, Mustafa Kemal ile birlikte idama mahkum edilen kişilerin arasında Halide Edip’in de ismi geçiyordu.

Türk’ün Ateşle İmtihanı, Ateşten Gömlek, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu ve Vurun Kahpeye adlı eserleri, savaş döneminde yaşadıklarından esinlenerek yazdığı eserleriydi.

Kurtuluş Savaşı sonrasında hem siyaset, hem eğitim hem de edebiyat sahnesinde büyük bir başarı ile varlığını sürdürdü. Dünyanın pek çok farklı yerinde üniversitelerde dersler verdi, 50’li yıllarda Demokrat Parti milletvekilliği yaptı. 1964 yılında aramızdan ayrıldığında bizlere 20 roman, 4 hikaye, 2 anı kitabı ve 2 tiyatro oyunu bırakmıştı. Kurtuluş mücadelesindeki çabaları ve kadın hakları konusunda yaptığı çalışmalar da bu dünyaya katkıları bakımından en az eserleri kadar kıymetliydi.

Bu web sitesinin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Dijital Topuklar’a aittir ve sponsorun görüşlerini yansıtmamaktadır.   

Gezegene Genç Bir İlham: Greta Thunberg

0

Bu hafta Kale Grubu sponsorluğunda hazırladığımız İlham Veren Topuklar köşemizde Greta Thunberg’in hikayesini anlatıyoruz. Hepimiz onu gezegeni kurtarmak için ‘büyüklere’ kafa tutan kız olarak tanıdık. Greta, iklim krizinin ciddiyetini tüm çıplaklığıyla politikacıların yüzüne vurmakta ısrarcı.

Greta Thunberg, ilk kez Ağustos 2018’de İsveç Parlementosu önünde yaptığı oturma eylemi ile dikkat çekmişti. O yaz İsveç’te yaşanan sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarından sonra “İklim İçin Okul Grevi” (Skoltrejk  för Klimatet) adıyla başlattığı protestosuna Eylül’deki İsveç genel seçimlerine kadar sürdürmeyi planlıyordu. Sosyal medyada “İsveçli lise öğrencisi iklim krizini protesto ediyor” başlığıyla kısa sürede binlerce kişinin dikkatini çeken eylem, bir süre sonra global bir protestoya dönüştü. Greta, genel seçimlerden sonra sadece cuma günleri eylemine devam etse de, 2018’in sonuna gelindiğinde en az 270 şehirde 20.000’den fazla öğrenci okula gitmeyip protestolar düzenleyerek eyleme destek vermişti.

Greta Tintin Eleonora Ernman Thunberg, 3 Ocak 2003’te İsveç’te dünyaya geldi. Bir TedX konuşmasında iklim krizini ilk kez sekiz yaşında duyduğunu ve başta buna inanmadığını söylemişti. Eğer bu kadar ciddi bir sorunumuz varsa, bunun için bütün dünyanın harekete geçmiş olması gerekiyordu. Diğerleri gibi bir hayvan türü olan insanların dünyanın iklimini değiştirebilecek kadar güçlü olmalarının çok garip olduğunu düşünmüştü. “Çünkü eğer bunu yapabilecek kadar güçlüysek, bundan başka hiçbir şey konuşmuyor olmamız gerekirdi. Televizyonu açtığımızda herkesin bundan bahsettiğini görmemiz gerekirdi. Sanki bir dünya savaşı yaşanıyormuş gibi, tüm haberlerde bundan bahsedilmeliydi. Ama kimse bunun hakkında konuşmuyordu.”

Ancak televizyonu açıp haberlere baktığında, siyasetçilerin ekonomik büyüme gibi konulara kafa yorduğunu görünce çok şaşırmıştı. 11 yaşındayken depresyona girip konuşmayı ve yemek yemeyi bıraktı, 2 ayda 10 kilo verdi. Kendisine Asperger Sendromu, obsesif-kompulsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hipperaktivite bozukluğu ve selektif mutizm tanıları konuldu. Seçici konuşmama olarak tanımlanan selektif mutizm, sadece bazı ortamlarda konuşabilmesine neden oluyordu. İlk TedX konuşmasında, “Sadece gerekli gördüğümde konuşabiliyorum ve şimdi konuşma zamanı, protesto etmezsem içimde ölüyormuşum gibi hissediyorum” demişti. Otizmli kişilerin normal olduğunu ve geri kalanların oldukça garip olduğunu da söylemişti, özellikle konu sürdürülebilirlik krizi olduğunda. Sahiden de, otizm spektrumunda bulunanlar, gerçekleri olduğu gibi algılarlar, onlar için her şey siyah ya da beyazdır, gri alan diye bir şey yoktur. İklim krizinin devamı gezegenin yok oluşuna neden oluyorken, bizim de dünyayı böyle görmemiz gerektiğini öğretti bize Greta, durum ciddi ve hiçbir şey olmuyormuş gibi hayata devam ediyor olmamız aptalca.

“Aynı eğitim sisteminde eğitim görmüş ve iklim uzmanları, politikacılar haline gelmiş insanlar bugün dünyanın yok oluşu ile ilgili bir şeyler yapamıyorsa, okula gitmemin ne anlamı var ki?”

16 yaşında Times kapağında

Her ne kadar ünlü biri olmakla hiç ilgilenmese de, Greta Thunberg kısa sürede dünyanın en ünlü kişilerinden biri haline geldi. Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi, Times Dergisi’ne kapak oldu, bu yıl Eylül ayında alternatif Nobel Ödülü olarak bilinen Doğru Yaşam Ödülü’nü ve Alman Sürdürülebilirlik Özel Ödülü’nü aldı.

Ünlü ya da ödül alan biri olmak hiç umrunda değil çünkü Greta, derdinin ne olduğunu her konuşmasında açık açık, muhataplarının yüzüne vurarak söylüyor. Birleşmiş Milletler toplantısında, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nde, Avrupa Parlementosu’nda parmağını dünyaca ünlü liderlere ve politikacılara sallayarak konuştu: “Eviniz yanıyormuş gibi panik yapmanızı istiyorum, çünkü gerçekten de evimiz yanıyor.”

Hindistan, Çin ve Avrupa Birliği, karbon emisyonlarını 2020 yılında azaltmaya başlayacaklarını söylüyor. Finlandiya, ürettiğinden daha fazla karbon absorbe etmeyi hedefleyen ilk endüstrileşmiş ülke olmaya aday. Pakistan, son 5 yılda 1 milyar ağaç dikti ve önümüzdeki beş yıl içerisinde 10 milyar ağaç daha dikmeyi hedefliyor. Yunanistan, tek kullanımlık plastikleri 2021’e kadar yasaklayacağını ve 2028 yılına kadar kömür kullanımını tamamen bırakacağını söylüyor. Yeni Zelanda da tek kullanımlık plastikleri yasakladı ve tüm dünyadan, karbon emisyonlarını azaltmaya ve iklim krizi ile gerçekçi önlemler alarak savaşmaya dair sözler verilmeye devam ediyor.

Greta Thunberg’in, politikacıları dize getirip getiremeyeceğini şimdilik bilemiyoruz ama dünyadaki milyonlarca insana ilham vererek büyük bir değişime imza attığı kesin. Bugüne kadar kimse, bu kadar büyük bir ciddiyetle dünyanın gidişatından sorumlu insanların yüzüne bakıp ‘gençliğimi, hayatımı çalıyorsunuz’ demeye cüret edememişti. Greta’nın bu kadar genç yaşta bunu başarması, özellikle dünyanın her yerinden genç insanlara ilham olması ile etki gösteriyor. Bu yıl Dijital Topuklar 2019 Zirvesi’nde de konuşmacı olarak ağırladığımız 12 yaşındaki Atlas Sarrafoğlu, ondan ilham alan genç iklim aktivistlerinden yalnızca biri. Her geçen gün onun sözlerini ciddiye alanların sayısı artarken, bize ilham olan kadınların arasında onun adını anmamak olmazdı.

Bu web sitesinin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Dijital Topuklar’a aittir ve sponsorun görüşlerini yansıtmamaktadır.   

Şefkati İlk Önce Kendine Göster

2
Kalp illüstrasyon

Hayatınızda hiç ‘ben ne yapıyorum’ dediğiniz anlar oldu mu? Peki bu anları sık sık yaşayıp yine de o sarmalın içinden çıkamadığınız? Kendinizi doğru sözcükleri bulup anlatamayacak kadar yalnız hissettiğiniz? Eskiden özünüze iyi gelecek eylemleri ezbere bilip harekete geçtiğiniz, kendi can sıkıntınıza çare olduğunuz ancak artık kim olduğunuzu bile hatırlamakta zorlandığınız? Sanki bir filmden kare hatırlıyormuş gibi yüzünüzü gülerken hayal meyal anımsadığınız ama siluetinizi bulanık gördüğünüz?

Ben bu karmaşık zihni, bedenimden kopmuş ruhumu uzunca bir süredir taşıyorum. İşin tuhaf tarafı, öyle kopmuşum ki aynada kendimi görmekten, bunu fark etmemi sağlayan ‘sen eskiden gülüyordun’ diyen kuzenim, ‘artık bakmıyorsun bile’ diyen eşim oldu. Duygularım, düşüncelerim o kadar ağır geliyor ki, yardımı kimden isteyeceğim bilmiyorum. Nerede kaldığımı, beni en çok neyin sevindirdiğini, kendimi ne ile meşgul ederek gerçekleştirdiğimi, tüm benliğimle yaptığım, becerebildiğim ne vardı hatırlamıyorum. Günü kurtarıyorum, artık okuduklarım, altını çizdiğim olağanüstü cümleler, ebeveyn olmakla ilgili okuduğum tüm sıralanmış tavsiyeler (çünkü okumakla mükemmel bir anne olunuyor!) kızımın beynini, kalbini, karnını doyurayım derken mideme sızmış kendi duygumu anlamakta zorlandığım günler yaşıyorum.

Anne olmakla ilgili inanılmaz bir baskı hissediyorum bu aralar. Kızımı büyüttüğüm bu iki yılımı yine de hiçbir şeye değişemem ama bu kadar yalnız olmak zorunda mıydı bu mücadele? Konuşurken inanılmaz keyif aldığım, akşam olsa da görsem dediğim eşimden, şimdi kafamı kaldırıp bakamayacak kadar ne ara soyutladım kendimi? Çocuk büyütmek sizi de büyütüyor evet, koskocaman bir sevgi buluyorsunuz içinizde, yumuşacık, küçücük elleri sizin ellerinizi sarınca bütün vücudunuza sanki enerji yükleniyor ama içinizdeki çocuğu beslemezseniz yetişkin halinize çok alçaktan bakıyor ve bir süre sonra iletişim de kopabiliyor. Hislerinizi anlatmaya kalkışıyorsunuz, o kadar ifadesi yoğun duygular ki bunlar, kelime hazneniz yetmiyor, bilmiyorsunuz ya daha önce hiç yaşamamışsınız ne bu kadar güçlü bir sevgiyi ne de bu kadar itilmiş bir yalnızlığı.

Yolda ya da parkta gördüğün anneleri artık gözünden tanıyoruz, kitabın o bölümüne kadar okumuş, okuyarak anne olacağımızı sanmışız ve hepimizi duvara tosluyoruz. Bir de kesinlikle her şeyin en iyisini yapmaya çalışırken susturmaya çalıştığımız şu yetersizlik hissi. Oyuncağın en iyisi, kurabiyenin en şekersizi, okulun en düzgünü derken ‘artık yapamıyorum’ diye, dizlerinin üstüne çöküp ‘güçsüzüm’ diye haykırmak istiyorsun. Biliyorsun seni yine bir başka anne anlayacak, çünkü bu mantıkla anlaşılabilecek bir durum değil, duyguların şelale olup aktığı, zihnini susturmaya çalıştığın bir hal bu.

Sosyal medyadaki duygu yoksunu hesaplardan sıkılıp etrafındaki annelerden samimiyet bekliyorsun, biri de çıkıp desin ki “üzülme, benim de sesimi yükselttiğim oldu”, çünkü ağlarken sarılmak, yapma demenin türlü yollarını bulmak zihnini yoruyor ve her saniyeni kontrol edemiyorsun. Bunlar yaşanması gereken güçlükler mi, büyüklerin çocuk büyütmek çok zor dedikleri acaba bizim nasıl üstesinden geleceğimiz miydi? Yine de seni ayakta tutan şey o sevgi, göz göze oynadığınız oyunlar ya da kucak kucağa okuduğunuz kitaplar.

Sadece biraz daha kendimizi sevmeye, şefkati ilk önce kendimize göstermeye, mükemmelin yalnızca teoride kaldığına, pratikte kendimizin en iyi hali olduğumuzu bilmeye ihtiyacımız var. Bu sebepten yazmayı istedim, bana iyi gelecek olan belki senin kendini iyi hissetmeni sağlamaktır, tek başına olduğunda suçluluk hissetmeden hayatın tadını çıkartmaya çalışmaktır. Ben senin elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyorum, bunu duymaya çok ihtiyacın var, ihtiyacımız var.

Kültürde Kadın Gücü’nden Mali Destek Programı

0

Birleşik Krallık’ın kültürel ilişkiler ve eğitim fırsatlarından sorumlu uluslararası kuruluşu British Council, ‘Kültürde Kadın Gücü’ programı kapsamında Türkiye genelindeki yaratıcı kurumlara ve sanat organizasyonlarına 10 bin TL’lik destek sağlıyor. 22 Kasım 2019 Cuma gününe kadar devam eden açık çağrı için başvurular, British Council Türkiye web sitesinden yapılabiliyor.

Kültür alanında çalışan profesyonel ve sanatçı kadınları desteklemeyi de programlarının temel unsurları arasında gören British Council, Birleşik Krallık’taki kadın sanatçılar ve Türkiye’deki kültür ve sanat kurumları arasında iş birliklerini destekleyecek 10 bin TL’lik bir Destek Programı için bir açık çağrı başlatıyor. 22 Kasım 2019 Cuma gününe kadar devam eden açık çağrı için başvurular, web sitesi üzerinden yapılabiliyor.

2020’nin ilk üç ayındaki kültür-sanat etkinlikleri için Birleşik Krallık’tan destek

Destek Programı; Birleşik Krallık’tan kadın sanatçılar ve Türkiye’den yaratıcı profesyoneller, kamu ve özel kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve yaratıcı merkezler arasında profesyonel iş birliği fırsatları yaratmanın yanı sıra Birleşik Krallık ve Türkiye’den sanatçıların sanatsal başarılarını geniş bir yelpazede, katılımcı ve inovatif programlar yoluyla paylaşmayı, kutlamayı ve daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.

Sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar, üniversiteler, devlet kurumları, kültür kurumları ve yaratıcılık merkezlerinin başvurabileceği Destek Programı, 1 Ocak-31 Mart 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilecek etkinlikleri kapsamaktadır. Birleşik Krallık’tan bir kadın sanatçı tarafından veya katılımıyla düzenlenecek canlı veya çevrimiçi kültür-sanat etkinliklerinin desteklenmesi için başvuruların yapılabileceği Destek Programı, aynı zamanda konferans, çalıştay, halka açık konuşmalar, sergiler, gösterimler, canlı performanslar veya Türkiye’den sanatçılarla yaratıcı iş birlikleri gibi profesyonel ve seyirci gelişimine yönelik fırsatlar da içerebilir.

Daha detaylı bilgi için British Council’in web sitesini ziyaret etmeyi unutmayın!