Ana Sayfa Blog Sayfa 57

Feminizm: Samanlık seyranı

0

Sözde hayatın tadını çıkardığınızı düşündüğüm bir anda anne oldum. Anne olduktan sonra sözde bir feminist olduğumu gördüm. Hiçliğimin içinde debelenip dururken neleri göremediğimi anne olduktan sonra anladım.

Belki çoğu kadın bu sıkıntıları yaşıyor ve sadece anne olmakla yetiniyor. Aile içinde anne de çalışan rolünü üstlense bile, babanın hayalleri ve yaptıkları adımlar önemseniyor.

Kızıma okuduğum hikayeler beni o kadar güçlü kılmaya başladı ki neden ben böyleyim diye sorgulamaya başladım. Ona vereceğim en büyük miras hayallerinin peşinden gitmesini istememse, ben neden bunu yapamıyorum? Kötü kelimeler yada davranışlar bir çocuğun geleceğini etkiliyorsa, hayallerini kaybetmiş bir anne nasıl etkilemez ki…

Hayal kurmayı bile unuttuğum bir dönemde bir yerden başlamalıyım dedim. Çevremde herkesin yaptıklarımın geçici bir heves olarak görüldüğünü biliyorum. Çünkü siz sadece “iyi bir insan ve anne” olarak sıfatlandırdıkları bir kişiliksiniz artık.

Erkek sözde hayal kurar ve gerçekleştirir. Doğumumuz itibariyle farklı kulvarlarda yetişiyoruz. Küçük yaşta su satmaya gönderilen bir erkek çocukla pazarda elinizde bez bebekle karşılaşıyorsunuz. O davul zurna eşliğinde sözde erkekliğine adım atarken, siz kasık ağrılarınızı gizliyorsunuz.

Bir gün bir yerde kesişiyor hayatınız, o hayallerinden vazgeçmiş en küçüğünden en büyüğüne ekonomist olmuş, siz de hayatta çalışan bir kadın rolüne sahip olsanız da bir anne ve ev düzeni uzmanı…

Oyuncaklar ayrı alınmış,kitaplar ayrı okunmuş, kıyafetler ayrı seçilmiş, duygular ayrı ifade edilmiştir. Sizi bulaşık makinesi yerleştirirken, babasını tamirle uğraşırken gören çocuğunuz kafasındaki düzeni baştan kurmuştur. O yüzden hayatı paylaştığınız insan sizi hep orada görür; annesine baktığı pencereden…

Öğretiler cinslerimiz arasında bir baskı yaşatsa da ortak alanda var olan en büyük acı, hayallerini kaybeden insanlar olduğumuz. Eşit bir zihniyetle yaşamını devam ettiren bir aile neredeyse yok denecek kadar az. Bunu var eden insanların geleceğe bakışı, çocuklarının gözünde yavaş yavaş demleniyor. Eşitlikle oluşmuş bir varlık, karşındaki  varlığın hayallerine eşit haklar sunar! İki gönül bu ruhla bezenmiş ise hayaller harman olur, samanlık seyran !

Dijital dünyada yemek işi: Misafirliq

0

Dijital Topuklar 2018 zirvesine katılan herkesin aklında kalan markalardan biri de Misafirliq oldu. İki girişimcinin tutkusunu ortaya koymasıyla ortaya çıkan Misafirliq, yemek servisi (catering) hizmetini dijital ortama taşıyan, özene bezene hazırlanmış bir girişim. 

Misafirliq kurucuları Ceylan Kendir ve Tuğçe Erkaya sorularımızı cevapladı:

Misafirliq nedir? Ne zamandır var?

Misafirliq, yoğun bir tempoda olup yemek yapmaya vakti olmayan ve eşi dostu yanından ayrılmasın isteyenlerin her türlü catering ihtiyacını karşılayan bir websitesidir. Grup davetleri, ofis toplantıları ya da kalabalık ev davetleri için www.misafirliq.com adresi üzerinden davetin türüne göre özel olarak hazırlanmış set menülerden veya “kendi menünü oluştur” bölümünden dilediğiniz yiyecekleri seçerek kolayca online sipariş verebiliyorsunuz. Böylece, “Misafirlerime ne ikram edeceğim” derdiniz son buluyor.

2016 yılının başında üç ortak olarak bir araya gelerek catering hizmetini ev davetleri başta olmak üzere, nasıl pratik ve ulaşılabilir hale getiririz diye düşündük ve Misafirliq ortaya çıktı.

Misafirliq’i kurmadan önce neler yapıyordunuz? Yolculuğunuz sizi bu iş fikrine nasıl getirdi?

C.K: Finans ve emlak sektörlerinde faaliyet gösterdikten sonra Paris Cordon Bleu’de okuyup, burada Fransa’nın en başarılı aşçılarıyla çalışma fırsatı buldum. Ödüllü şef Nicolas Bernarde’nin asistanlığını yaptıktan sonra kariyerimi bu yönde ilerletmek istediğime emin oldum.

T.E: Telekom sektöründe uzun yıllar regülasyon, iş geliştirme ve uluslararası projeler gibi birçok alanda uzmanlaşarak kurumsal hayattaki tecrübemi kendi iş alanımı yaratarak kariyerimi girişimcilik alanında ilerletmeye karar verdim.

Misafirliq bizim kendi ihtiyaçlarımızdan doğdu. İkimiz de hem iyi yemek yemeyi hem de davet vermeyi çok seviyoruz. Fakat fark ettik ki davet verirken lezzetli ve uygun fiyatlı yemeklere ulaşmanın kolay bir yolu yok. Ya catering şirketleriyle uzun telefon görüşmeleri veya yazışmalar sonunda menüye karar verip, yüksek bir ödeme yapmak gerekiyor ya büyük bir market alışverişi yapıp yemekleri kendimiz evde hazırlamamız gerekiyor ya da birkaç farklı adresten yemekleri temin ederek bir menü oluşturmak gerekiyor.

Artık bunca zahmete katlanmadan, internet sitemizden kolaylıkla davetinizin türüne göre hazırlanmış menüyü bulup ödüllü şeflerimizin hazırladığı çok lezzetli yemekleri ulaşılabilir fiyatlara satın alabiliyorsunuz. Size sadece sofranızı kurup misafirlerinizi beklemek kalıyor.

Nasıl bir ekiple çalışıyorsunuz?

Mutfağımızda çalışan çok değerli ve yetenekli aşçılarımızın yanı sıra, bütün operasyonu yönetmemize yardımcı olan kuvvetli bir idari ekibimiz var. Ve tabii ki tüm siparişleri tam vaktinde adreslerine yetiştiren şoförlerimizle güçlü ve çalışkan bir ekibiz.

Online catering hizmeti kullanıcılara nasıl bir kolaylık sağlıyor?

Bizim en büyük farkımız online olarak kolay sipariş verilebilir ve 7/24 ulaşılabilir olmamız. Catering servisi almak isteyen kullanıcı www.misafirliq.com üzerinden tüm menülerimizin içeriklerini ve fiyatlarını görerek ihtiyacına göre siparişini arzu ettiği gibi verebiliyor. 25 adet set menümüzden kendine en uygununu seçiyor veya kendi menüsünü oluşturup kişi sayısını, teslimat tarihini ve saatini seçerek siparişini verebiliyor. Ayrıca garson, servis malzemeleri gibi ihtiyaçlarını da aynı şekilde www.misafirliq.com üzerinden seçebiliyor.

Başka projeleriniz de var mı?

2019 yılının başında Misafirliq mutfağı yeni yerine kavuşuyor. Burada müşterilerimize mutfak atölyeleri gibi yeni hizmetler de vereceğiz. Birbirinden değerli şefler, ödüllü yemek yazarları ve markalar ile iş birliği içerisinde yepyeni hizmetler sunacağız.

Ayrıca, Misafirliq Cafe bölümümüz hizmete girecek ve müşterilerimiz dilediği zaman yerimizde yemeklerimizi tadabilecek veya kendi misafirlerini ağırlayabilecek.

Dijital Topuklar Platformu sizin için ne ifade ediyor?

Dijital topuklar bizim için kadının sesi, gücü ve başarısı anlamına geliyor. Yalnızca dijital ortamda değil, hayatın her alanında kadının yerinin önemini öne süren ve bu uğurda bir araya gelerek çok çalışan kadınların ilham ve gurur verici başarısı.

 

Puduhepa: Barış için bez bebek

0

Puduhepa ve Kızkardeşleri ile Barış Özcan’ın oğluna Puduhepa’yı tanıttığı bir Youtube videosunda rastladım, ama videonun bu denli dikkatimi çekme nedeni; bu rastlaşmadan bir hafta evvel Samsun Vezirköprü’de verdiğim yazarlık atölyesine katılan, bölgeyi çok iyi tanıyan eğitimci ve koleksiyoner Bünyamin Kıvrak’ın anlattıkları oldu.  Nerik’te (Vezirköprü’de) hüküm sürmüş Puduhepa ve Hitit Kralı eşi Hattuşili hakkında bana öyle harika detaylar anlattı ki ben de Puduhepa ismini görünce merakla videoyu açtım ve böylece Renan Tan Tavukçuoğlu’nun benzersiz projesinden, kitaptan, Puduhepa bebeklerinden ve amaçlarından haberdar oldum. Tüm dünyada baş kadın karakterlerin temsil ettikleri değişirken topraklarımızda yaşamış, üstelik tümüyle gerçek bir kadını, çocuklarla buluşturmak harika bir fikir. Kızlara dövüşmeden barışı öğreten bir rol model, oğlanlara hayran olacakları bir kadın profili hediye eden hikâye bu. İşte bu yüzden Bünyamin Kıvrak ile sorularımızı aldık ve Renan Hanım’a tüm merak ettiklerimizi; Puduhepa ve Kızkardeşleri macerasını ve projenin geleceğini sorduk:

Puduhepa ve Kızkardeşleri, kollektif bir çalışmanın ürünü. Proje size ait, ama yazanlar, resimleyenler, besteleyenler var bir de işin içinde. Bize tüm bu bir araya gelişi, projeyi ve amacını anlatır mısınız? Ve elbette neden “Puduhepa”?

Projenin çıkış noktası; kız çocuklarının kendilerine güvenen bireyler olarak büyümelerini sağlamaktı. Bunun için bez bebekleri aracı olarak konumlandırdık. Yani kafamda oluşan ilk fikir, kız çocuklarının kendilerini yakın hissedecekleri bir bez bebek projesiydi. Bu bebeklerin ilham veren hikayeleri olmalıydı. Tam o sırada elime ‘Asi Kızlar İçin Uykudan Önce Hikayeler’ kitabının Türkçe çevirisi ulaştı. İçerisinde dünyadan pek çok başarılı kadının ilham veren hikayeleri ve illüstrasyonları vardı. Neden Türkler yok diye düşündürdü beni. (Bu arada bir yıl sonra çıkan serinin ikinci kitabında bir Türk kadını var: Selda Bağcan.)

Projeye dönersek; bez bebek derken, ilham veren Türk kadınları derken henüz ismi konmamıştı. 2017 ilkbaharında, Seferihisar’da sevgili arkadaşım Armağan Portakal’ın Torlak Çiftliği’ni ziyaret ediyorduk. Bir diğer sevgili arkadaşım Banu Tozluyurt ile birlikte hayata geçirdikleri ‘İki Kadın Anadolu’da’ isimli bir projeleri var. Anadolu’yu turist gibi değil, içerden birileri gibi gezip inanılmaz hikayeler bulup paylaşıyorlar. Yakın tarihte Tarsus’ta çıkartılan Puduhepa’nın mühründen bahsederlerken duydum ilk Puduhepa’yı ve hikayesini. Böylelikle bebeğimizin isim anneleri Armağan ve Banu oldular.

Daha sonra bebeğin yapımı, kitabın yazılması, organizasyonlar ve üretim için pek çok kadınla bir araya gelip güçlerimizi birleştirdik ve 9 Mayıs, 2018’de ‘Puduhepa ve Kız Kardeşleri’ lansmanını yaptık.

Neden Puduhepa diye sormuşsunuz: Çünkü Puduhepa 3000 yıl önce bu topraklarda yaşamış, barışı hayal etmiş ve başarmış bir kadın. Projenin ana karakteri olarak onu seçtik ama bu topraklardan çıkan başarılı pek çok kadının hikayelerini de işleyeceğiz. Yani Puduhepa’nın ilham verecek, güç olacak kız kardeşleri yolda…

Puduhepa’yı bu kadar özel kılan nedir? Zarif ve fazla güzel Barbie’ler ve delişmen süper kahramanlarla diplomatik bir güç eşliğinde barış sağlayıp kendine yer edinebilecek mi sizce?

Gerçek olan her şey daimidir. Puduhepa, diğer bebeklerden farklı olarak, gerçek bir karakter. Keza kız kardeşleri de gerçek kadınlar olacak. Kız çocuklarının dünyalarında etkili ve anlamlı bir şekilde yer alabilmek için anaokullarında ve ilkokullarda araştırma çalışmaları yaparak ilerliyoruz her adımda. Mesajlarımızı, hikayelerimizi, kıyafetlerimizi ve hatta bebeklerin tiplerini bile test ediyoruz. Uzun, düz saçlar, nakışlı bir yüz hep bu şekilde alınan kararlar oldu.

Puduhepa küçük kız kardeşlerine ulaşmaya başladıktan sonra aldığımız tepkiler çok olumlu devam ediyor. Projemizi büyütmek için TOÇEV’in pedagogları ile çalışıyoruz. Çocukların dünyalarını anlayıp, iletişim dilimizi ve araçlarımızı buna göre seçiyoruz. Hayatlarında kalıcı olmak ve Puduhepa’nın nesiller boyu süren bir Türk markası olması için elimizden geleni yapıyoruz.

Barış Özcan çok güzel özetlemiş Youtube kanalındaki videosunda; erkek ve genelde ABD’li süper kahramanların yoğun etkisini ve karşısında şiddet yerine barış ve uzlaşmayla yola çıkan Puduhepa’yı… Sizce çocuklarda, beklenen, umulan etkiyi yaratabilir mi Puduhepa; özellikle erkek çocuklar için hatta aileler için de bir bakış açısı değişimi/gelişimi yaratabilir mi?

Öncelikle çocuklarda hedeflediğimiz etkiyi yaratıyor, bunu söyleyebilirim. Sosyal medya hesaplarımızdan bize yollanan resimleri, fotoğrafları paylaşıyoruz ve bunlar bize öğretmenler, anneler tarafından yollanırken yorumlarıyla birlikte geliyor. Hayallerini konuşuyorlar çocuklarıyla ve Barış Kraliçesi Puduhepa’nın kız kardeşi olmak, hayaller arasına girmiş durumda. ‘Ben de başaracağım!’ diyor kızlarımız, resimlerini çiziyorlar ve Puduhepaları ile uyuyorlar.

MEB onayı alabilirsek devlet okulları da içerisinde olmak üzere ilkokullar gezip, yeni  interaktif kitabımızla atölyeler düzenleyeceğiz. Bu çalışmalarda erkek çocuklarının, tarihteki ilk barış anlaşmasını bir kadının imzaladığını görmesi onların zihinlerinde kadının da güçlü bir lider olabileceği mesajını normalleştirecektir. Bu da ileride aile içi şiddet aralarında olmak üzere pek çok cinsiyet eşitsizliği problemine bir miktar merhem olacaktır inancındayım.

Son 5-6 yılda Pixar ve Disney dişil rolleri değiştirdi. Karlar Ülkesi’nin Elsa’sıyla başlayan macera, Cesur’daki Merida, Rapunzel’in yeniden ve daha feminist diyebileceğimiz bir versiyonu ve bizi de büyüleyen Moana ile devam etti. Bir dönüşüm başladı, bu nereye gidebilir ve Puduhepa ile Kız Kardeşleri bu yeni kadın kahramanlardan daha güçlü olabilir mi bu topraklarda?

Bu dediğiniz yabancı karakterleri gördükçe içimde acayip hareketlenmeler oluyor. Bir sabırsızlık, bir geç kalmışlık hissinin doğurduğu telaşa kapılıyorum. Neden? Çünkü bizim hayal gücüne bile gerek duyulmayan gerçek kadın kahramanlarımız o kadar çok ki… Ve tüm bu hikayeler unutulup gitmiş. Kadir kıymet bilmek önemli mevzu. Şimdiye kadar yapılmamış diye hiç yapılmayacak demek değil bu.

Burdan size ben de hayallerimden bahsedeyim sırası gelmişken… Mesela Puduhepa bilim kadını ve hatta uzay  ile ilgili bir kız kardeşi ile buluştuğunda sohbet edecekler. Uzay bilim kadını diyecek ki, ‘Sevgili kız kardeşim Puduhepa, sizin zamanınızda dünya düz sanıyordunuz, halbuki dünya yuvarlak.’ Daha sonra aralarına bir sanatçı katılacak. Puduhepa ve Kız Kardeşleri’nin çizgi filmlerini izleyeceğimiz günlerin yakın olmasını diliyorum.

Amerikan süper kahramanlarını tüm dünyada bu denli popülerleştiren çizgi filmler ve sinema sektörünün gücü olarak görülebilir. Bir kitap kahramanı, reklam ağı dünyayı sarabilen, geniş kitleye ulaşma gücü olan çizgi filmlerle başa çıkabilir mi? Puduhepa’nın yolculuğunu zorlar mı sizce bu durum?

Yukarıda bizim de çizgi filmimizin olmasını istediğimden bahsettim ama bizim birebir ulaşmak istediğimiz 5 ile 8 yaş arasındaki kız çocuğu sayısı 3 milyon. Puduhepa kutularını çocuklarına hediye olarak alarak aileler ile bu hedefe ulaşmamız zaten zor. Kurumsal destek gerekiyor. Bu konuda çalışmalarımız var ama aynı zamanda güçlü iş birlikleri ve tavsiyenin gücüyle hikayemiz dilen dile yayılmaya devam ediyor. Projeye yapılacak her türlü destek çok kıymetli. Çabamızı, doğru kitleye ulaşıp gerekli ilhamı verebilme süremizi kısaltmak için gösteriyoruz. Bu arada belirtmek isterim ki, o kadar güzel insanlarla buluştuk ki, Puduhepa benim kişisel olarak iyiliğe olan inancımı pekiştirdi. Dünyayı iyilik, barış, yardımlaşma kurtaracak.

 

Puduhepa’nın kız kardeşleri kimler, kaç kişiler ve onlar nasıl Anadolulu kadınlar? Devam kitapları olacaksa onlarla oralarda mı tanışacağız? Yoksa kız kardeşlerden kasıt okuru olacak kız çocukları mı? Eğer öyleyse erkek çocuklar okurlar arasında yer bulamayacak mı?

Hem Puduhepa’yı alan kızlar Puduhepa’nın kız kardeşi hem de ona katılacak diğer bez bebekler. Kim mi onlar? Kara Fatma: 23 Nisan, 1923’te TIME dergisinde röportajı yayımlanan Kurtuluş Savaşı kahramanımız. Türkan Saylan, Çiğdem Kağıtçıbaşı, Aysel Gürel, Jülide Ateş ve daha pek çok profesör, sanatçı, topluma, doğaya, hayata değer katmış kadın.

Tabii her kadının bir bez bebek olarak hayat bulabilmesi için gereken pek çok görüşme, izinler, görsel ve metinsel çalışmalar gerekiyor. Tasarım, üretim, sunum uzun vakit alan işler. Projenin finansal olarak kendini çevirmesine önem veriyoruz. Bize destek olacak kurumlarla hızımız artacak ve proje büyüyecek.

Projenin en önemli özelliklerinden biri, gelirin kız çocuklarının eğitimine burs olarak gidiyor olması. Yani proje ticari bir proje değil, sosyal sorumluluk projesi. Üretimde yer alan kadınlar da para kazanarak aile bütçesine katkıda bulunuyorlar. Yani her yaştan kadının hayatına anlamlı ve uzun soluklu dokunan bir iş bizimkisi, çok mutluyuz ekipçe…

Puduhepa’nın ötesine geçip daha kişisel bir soru soracak olursak; bir yazarın çocuğu olarak büyümek, masallarla, çocuk edebiyatıyla ve en çok da yaratıcılıkla ilişkinizi nasıl etkiledi? Bu konuda paylaşmak istediğiniz bir anınız var mıdır acaba bizimle paylaşabileceğiniz?

Annem bizi her zaman istediğimiz her şeyi başarabileceğimiz inancıyla büyüttü. Bunu çok önemsiyorum çünkü her çocuk, özellikle de kız çocukları gereken desteği almadan büyüyorlar. Bu benim çıkış noktalarımdan biriydi. Yani bizim kadar şanslı olmayanlara yardım…

Annemin en büyük katkılarından biri de tabii ki, kardeşime ve bana aşıladığı okuma sevgisi oldu. Canan Tan, ünlü bir yazar olmadan önce, idealist bir anneydi. Benden sonra kardeşim de üniversiteye gitti, ev boşaldı ve onun yazma kariyeri başladı. Takdire şayan. Yani biz küçükken bu konuda bir kariyeri yoktu ama hiç unutmam, biz küçükken Hürriyet’in Kelebek ekinin arkasında fotoromanlar olurdu. Annemin ‘Oğlum’ isimli bir hikayesi fotoroman olarak çekilmişti.  Yani hayallerini aslında hiçbir zaman terk etmedi. Kendi istediği üniversitede farklı bir dalken, babasının tercihi olan eczacılığı okuyup derece ile mezun olan bir kadından bahsediyoruz. Eninde sonunda istediğini başardı. Ben de onun kızı olmaktan dolayı gurur duyuyorum.

 

Beslenmeyle Dönüşen Bir Hayat: Sema’nın Sağlıklı Mutfağı

0

Bu ayki İçerik Kraliçesi köşemizde Sema’nın Sağlıklı Mutfağı var!

Tip 2 Diyabet hastalığını yendikten sonra bu dönüşümü binlerce kişinin ilham alacağı bir yolculuğa dönüştüren ve Dijital Topuklar 2018’de de konuşmacılarımızdan olan Sema Sumeli, sorularımızı yanıtladı.

Sema, sen kimsin?

1978 Melbourne/Avustralya doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. 21 sene tekstil ihracatı yaptıktan sonra eğitimimi ve kariyerimi değiştirdim. 2017 senesinde Institute for Integrative Nutrition’da Bütünsel Beslenme okudum. Şu anda da Institute for Functional Medicine’da Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçluğu okuyorum. Hatta geçen hafta mezun oldum! Sırada beni hangi eğitimler bekliyor bilmiyorum ama bu yolculuk bitmedi, onu biliyorum.

Senin bir diyabet yolculuğun var?

Evet, 10 sene Tip 2 diyabet ile savaştım ve sonunda onu yendim. Sağlıklı yaşam ve beslenme ile mutluluğu bulmuş bir kadınım. Şekerle savaşmak birinci amacım. Bu yolculukta öğrendiklerimi paylaşmak, sağlıklı beslenmek isteyen kişilerin elinden tutmak da ikinci amacım. Hayvanları, köpekleri, sonbaharı, sporu, doğayı, ağacı, yaprağı, yağmuru, rüzgarı, toprağı seven bir dünyalı olarak evrende bana ayrılan yeri insanlığa ve doğaya en faydalı olacak şekilde doldurmaya çalışıyorum.

Sağlıklı mutfak nedir?

Sağlıklı mutfak kavramı kişiden kişiye, alışkanlıklara ve aile kültürüne göre değişen bir şeydir ama en genelinde içinde rafine şeker, beyaz un bulunmayan, buzdolabının kapağı sebzeden kapanmayan mutfaktır.

Sağlıklı mutfağa başladın?

Daha anne karnındayken başlayan bozuk bir beslenme ile doğdum. Hazır mamalar ile geçen çocukluk yaşları, daha sonra ilk gençlik yıllarında yapılan hatalı beslenmeler, üstüne bir de genler gelince 28 yaşımda Tip 2 diyabet beni buldu ve hayatım da mutfağım da o gün değişti.

Geçmiş hayatımı mavi bir çöp poşetine doldurdum. O çöp poşeti hayatımın dönüm noktası oldu. Evdeki tüm paketli ürünleri, şekerli her şeyi, rafine edilmiş gıdaları bu poşetle attım çünkü 40 yaşıma geldiğimde tüm iç organlarımda tedavisi olmayan hasarlar olacaktı. Çok korktum. Günlerce ”artık keşkül yiyemeyeceğim” diye ağladım ama altından kalktım. Zararlı olan her şeyi hayatımdan çıkarttım ve sağlıklı beslendikçe hem bedenen hem de ruhen huzuru buldum. 13 kilo verdim. En büyük tutkularımdan biri olan spor hayatıma girdi. Diyabeti ve semptomlarını yok ettim, hem de istediğim şeyleri yiyerek. Böylece benim sağlıklı mutfağım geçici değil, kalıcı olarak hayatımın ortasına oturdu.

Sema’nın Sağlıklı Mutfağı’nda neler var?

Benim sağlıklı mutfağımda çok fazla rengarenk sebze, meyve, çiğ tohumlar, tam glutensiz tahıllar, yumurta ve balık var. Pesketaryenim, yani sadece balık yiyen vejetaryen tipi. Mutfağıma eşim için bazı ‘’yabancı maddeler’’ girse de, uzun vadede bizim mutfağa yerleşemiyorlar.

Sosyal medyada içerik üretimine ne zaman, nasıl başladın? 

Instagram’daki ‘’semaninsagliklimutfagi’’ hesabımı 2013 yılında açtım, yani daha buralar dutlukken! Yeni evlenmiştim ve düzenim biraz değişmişti. Mutfakta çok daha fazla vakit geçiriyordum ve eşimin devamlı yanımda/karşımda tatlı yemesi ile canım tatlılar istemeye başlamıştı. Sıklıkla rafine şekersiz tatlılar yapmaya ve bunları etrafımdakilere yedirmeye başladım. Herkes sevdikçe, ‘’ben bunları anlatayım, sağlıklı ve şekersiz beslenme zevksiz şeyler yemek değildir, bunu daha çok kişiye ulaştırayım’’ diye bu hesabı açtım. İlk başlarda ‘’200-300 kişiye ulaşsam ve işlerine yarasa ne güzel olur’’ demiştim. Amacım motive etmek, motive olmak, diyabet iyileşebilir bir hastalıktır’ı anlatmak ve eğlenmekti. 300 kişiye ulaşsam olay olur dediğim hesabım gün be gün büyüdü. Şu anda neredeyse 165.000 kişiyiz.

Başladığın nokta ile şu anda geldiğin nokta arasındaki farklar neler?

Başladığım noktada yemek paylaşmak ayıptı. Hatta ben kendi adımla bile paylaşım yapmıyordum. Instagram çalışma mantığı çok basit olan, yayılabilmesi zor olan bir mecraydı. Keşfetler, hikayeler, birbirine post gönderebilmeler, emojiler, hiçbir şey yoktu. Her şey çok basitti. Fotoğrafı çek, altına yazıyı yaz ve evrene salarmış gibi postu uçur. Artık kaç kişi görür, kaç kişiye ulaşır, orası muamma idi.  Şu anda her şey planlı, holding gibi çalışıyor. Postların girilme saatleri, etkileşimler, istatistikler… Çok gelişti ama kendine daha da bağımlı hale getirdi.

View this post on Instagram

Eveeet kışı ilk kez hissettiğim bir akşamdan merhaba ??‍♀️ Başka şehirleri bilmiyorum ama bugün Istanbul tam bir kış. Kış sebzelerinden paylaşmaya başlayabilirim ? Brüksel lahanası, yemek versiyonundansa fırında pişerse daha güzel oluyor. Ben yemek olarak bu kadar çok severek yiyemiyorum. Fırında harika oluyor. . Lahanaları ortadan ikiye kestim, 2. Sebze olarak balkabağı, tatlı patates veya havuç eklenebilir. Hafif tatlılık brüksel lahanası yanına çok yakışıyor. Mor soğanı dilimledim. Zeytinyagi, tuz koydum. 180 derece fırında 30 dk kadar sürede pişti. Sonra üstüne balsamik sirke ve sumağı karıştırıp sos yaptım. Çok çok lezzetli oldu. Kurtuluşumuz sebzelerde. Bir tepsi böyle sebze hazırladığımızda çok guzel lif, vitamin aliriz ve bir de harika doyariz ??

A post shared by Sema Özpekmezci (@semaozpekmezci) on

İçerik üretirken nerden ilham alıyorsun, dikkat ettiğin noktalar neler?

İçeriklerim tamamen doğaçlama, kendi hayatımdan çıkıyor. Özel bir kurgum yok. Stratejim stratejisizlik. Bu ilk günden beri böyle. Ruh halim, modum hep postlarıma yansıyor. En yakın arkadaşımla konuşurmuş gibi yazıyorum ve yaşıyorum. Eğer planlı bir şey yapmışsam, takipçilerimin de ilgisi az oluyor. Bunu birkaç kez gözlemledim. Bazen bir yemek için saatlerce uğraşıp 45 farklı poz fotoğraf çekiyorum. Az ilgi görüyor. Ama yolda yürürken elimde tutup fotoğrafını çektiğim bir tabak çok daha fazla ilgi görüyor.

Her ne kadar artık sosyal medya araçlarının algoritmaları, kuralları olsa da, içine duygu katılan paylaşımların saate vs. bakmadan çok ilgi gördüğünü her seferinde tecrübe ediyorum. Postlarımda her zaman natürellik olmasına dikkat ediyorum.

Markalar ile iş birliği yaparken kriterlerin neler?

Çok fazla işbirliği yapan biri değilim ama yaptığımda da en büyük kriterlerim şunlardır: Evime ve mutfağıma sokmadığım, sevdiklerime yedirmediğim hiçbir ürün postlarımda yer alamaz. Bir de fiyatları ulaşılabilir olmayan ürünlerin firmaları ile işbirliği yapmıyorum. Örneğin 6.000 TL’ye satılan bir pişirme ünitesi ile ben işbirliği yapmam. Eğer ben o ürünü alıp evime koyabiliyorsam, kullanabiliyorsam ancak o zaman o ürün için işbirliği yapabilirim.

Sanaldaki iletişim, atölyeler ve yürüyüşler ile hayatın içinde de devam ediyor. Bu birliktelik nasıl devam edecek? 

Sanal iletişimin güzel yanı mesafeleri ortadan kaldırması. Benim Kanada’dan da Hindistan’dan da takipçim var. Onlara ulaşabilmek konuşabilmek çok güzel ama yüz yüze iletişim benim en sevdiğim birliktelik şekli. Birinin gözünün içine bakabilmek, sarılabilmek muhteşem bir duygu. Sokakta yürürken beni tanıyanlar gelip sarılıyor, öpüyor. Bazen ellerinde benim tariflerimden kurabiyeler bile olabiliyor. Her seferinde gözlerim doluyor, tüylerim diken diken oluyor. Yürüyüşler, atölyeler hep devam edecek. Kitabım yayınlanmak üzere. Kitabım çıktıktan sonra da bol bol imza günlerinde bir araya geleceğimizi düşünüyorum.

Hayallerin neler? Sema’nın Sağlıklı Mutfağı gelecekte nasıl devam edecek?

Şu anda, bundan 5 sene önce hayal bile edemeyeceğimin çok ötesinde bir yerdeyim ama masamdaki kalemliğimin üstündeki yazı hep bana bir şey hatırlatıyor. ‘’Follow your dreams’’ yani ‘’Hayallerini takip et’’. Ben hayallerimi takip ederek tüm hayatımı değiştirdim ama durmak gibi bir niyetim yok. Almak istediğim bir eğitim daha var. Onu da tamamlayıp, dünyayı ve gelişmeleri devamlı takip ederek, bilgilerimi hep daha fazla kişilere, kitlelere ulaştırabilme hayalim var. Daha sağlıklı beslenip, daha mutlu olan insanların çoğaldığını görmek şu anda en çok istediğim şey. Sağlıklı beslenmek kendini sevmekle başlıyor. Kendini sevmek başkalarına saygı göstermeyi de getiriyor. Bu dalga dalga artış ile sağlıklı bireyler-mutlu toplum oluşmasına katkımın olabilmesi gibi bir hayalim var.

Senin beğendiğin, takip ettiğin içerikler hangileri?

Çok karışık. Tarkan’dan tutun da, Madonna’ya, politikacılardan tutun da, sevdiğim doktorlara  kadar birçok kişiyi takip ediyorum. Kriterim öncelikle hesapların pozitif olması. Devamlı kötü şeyler, iç burkucu şeyleri veya devamlı felaket senaryoları paylaşanları takip etmiyorum. Bunları zaten biliyoruz ve kafa dağıtmak için açtığımız sosyal medya mecralarında da önüme düşmesinden hoşlanmıyorum.

Doğru içerikle, güzel bilgi veren ama bu bilgileri verirken de takipçilerini tabir-i caizse dövmeyen hesapları takip etmeyi seviyorum.

İçerik üreterek girişimci olmak isteyenlere önerilerin neler?

En büyük önerim tamamen içten, doğal ve kendileri olmaları. Sosyal medya kurmaca şeyleri, ‘’-mış’’ gibi yapılmış paylaşımları sevmiyor.

Aile birliği nedir, kimin içindir?

0

Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale kitabını duymuşsunuzdur. Aynı isimle bir de dizisi bulunan kitap dilimize Damızlık Kızın Öyküsü diye çevrildi. Distopya türünün en şahane örneklerinden olan eserde, adından da gayet net anlaşılacağı gibi, kadınların damızlık olarak kullanıldığı Gilead isimli bir ülke anlatılıyor. Burada kadınlar o kadar değersiz ki devrimden önceki isimlerini bile kullanamıyorlar, tabii ki erkek olan ‘sahiplerinin’ isimlerinin önüne Of takısını getirerek onlara isim türetiliyor, Offred, Ofglen gibi. Dünya erkeklerin dünyası ve kadınlara sınırsızca zulmediliyor ama aslında bir grup kadın da güç sahibi erkeklerle birlikte bu acımasız dünyanın yönetiminde söz sahibi. Damızlık olarak kullanılan kadınlara yapılanları görüp ses çıkartmamakla kalmıyorlar, bir yandan da onlara bilfiil kötülük yapıyorlar. Kitabı okurken de diziyi izlerken de onların yaptıkları, söyledikleri hep daha çok ürkütüyor, daha çok kan donduruyor.

Geçtiğimiz günlerde kadına şiddete karşı çekilen ve ekranlarda kamu spotu olarak yayınlanan bir video sosyal medyada da resmi kurumların Twitter hesaplarından paylaşılmaya başlandı. Kadına şiddetin cezasının hapis olduğunu ve bunun kanunlarla güvence altına alındığını anlatan bu videoyu değil de, altına yazılan yorumları okudukça kendimi Damızlık Kızın Öyküsü okur gibi hissettim alenen. ‘Böyle video mu çekilir, feministlerden mi akıl alıyorsunuz?’ diyen mi istersiniz, asıl şiddete uğrayanların erkek olduğunu iddia edenler mi, ‘Böyle videolar çekene kadar aileyi korumak için uğraşın’ diye isyan edenler mi ararsınız, ‘Kadınlarla erkeklere kendi rollerini öğretin önce’ diyenler mi? İşin en vahimi de bu itirazların çoğunun kadınlardan gelmesi. ‘Devleti onu şiddete karşı koruyor diye isyan eden kadınlar’ en benim diyen distopya yazarının bile aklına gelmeyecek bir gruptur sanırım.

‘Böyle yaparsanız aile birliği diye bir şey kalmaz’ diyen o kadar çok tweet okudum ki ‘Nedir bu aile birliği?’ diye sormadan duramayacağım. Bu insanların hayatlarından bile daha önemli olan aile birliği nedir sahiden? Değil sadece mutsuzluğumuz, canımız pahasına korumamız gereken aile birliğini kim tanımlamış, kim çizmiş sınırlarını? ‘Kadına verilen bunca haktan sonra aile birliğini nasıl koruyacağız?’ diye soru gördü bu gözler, nasıl bir şeymiş ki bu aile birliği taraflardan birinin mütemadiyen haksız olması üstüne kurulduğu varsayılıyor? Ah tabii bir de bütün bunlara bu kadar çok kadın nasıl inanıyor ve bunları savunuyor? Aklımızı yitirmiş olabilir miyiz acaba hep birlikte?

Aile;  içindeki her ferdin maddi manevi rahatı eşit olarak gözetildiğinde, fertler birbirlerini koruyup kolladığında, birbirlerini sevip birbirlerine saygı gösterdiğinde elbette şahane, herkesin içinde bulunmak isteyeceği bir kurum. Gelin görün ki hiçbir şey insan hayatından daha kıymetli değil ve içindekilerden bir ya da birkaç tanesinin her gün şiddetle burun buruna yaşadığı bir şeye aile denmez,  haliyle de korunması gereken bir aile bütünlüğünden değil, kurtarılması gereken hayatlardan bahsetmek gerekir.  Bunları konuşmamıza gerek bile kalmayacak günler dilerim.