Ana Sayfa Blog Sayfa 40

Kadın Dostu Şirketler: Armut.com

0

Girişimci kadın hikayeleri kadar, kadınları iş dünyasında destekleyen oluşumlar da Dijital Topuklar olarak en çok dikkatimizi çeken konular arasında. Geçtiğimiz aylarda davetlisi olduğumuz Armut.com, bu iki konuda da bizi heyecanlandırmayı başardı.

Dijital olanaklar üzerinden gelir sağlama kolaylığı, ev emeğine ayırdıkları zaman yüzünden düzenli gelir sağlayacağı bir işleri olmayan kadınların başta olmak üzere pek çok kullanıcının ticari gelir olanağını arttırdı. Instagram gibi platformlarda ürettiklerini satmak gibi, çeşitli platformlar üzerinden hizmet pazarlamak da mümkün hale geldi. Armut.com da, internet üzerinden hizmet satışı için kurulmuş, 2011’den beri çalışan bir platform. Temizlik, tamirat ve taşınma hizmetleri, fotoğrafçılık, butik pastacılık, organizasyon işleri gibi yaklaşık 2500 farklı kategoride hizmet veren kişiler ve kurumlar, online platform üzerinden erişilebilir oluyor ve hizmete erişmek isteyen kullanıcının işini kolaylaştırırken, hizmet veren kişilerin de iş kapasitesini artırıyor.

Geçtiğimiz aylarda Armut.com’un davetlisi olarak katıldığımız basın toplantısında, firma ile ilgili dikkatimizi çeken verilere ulaştık. Kadın dostu bir şirket olarak hizmet vermeye kararlı gözüken Armut.com, 5 farklı milletten 73 kişilik bir çalışan ekibine sahip ve çalışanlarının yüzde 55’ini kadınlar oluşturuyor. Yönetici pozisyonunda çalışan kadınların oranı ise yüzde 80’i buluyor. İş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için elbette ki çeşitli pozisyonlarda çalışan kadınların sayısının da artması gerekli. Bu anlamda örnek gösterilebilecek tüm kurumların sesinin duyulması da bizce önemli.

Armut.com, kendi olanaklarıyla hizmet veren, küçük çaplı iş kapasitelerini büyütmek isteyen kadınlar için bir platform sunarak da kadın dostu bir şirket olma özelliğini sürdürüyor. Teknolojinin günlük hayatın içinde kullanılabilir olması, evde çocuk bakımı ve ev işleri ile uğraşan kadınların da mobil uygulama sayesinde çeşitli hizmetlere ulaşabilmesini mümkün kılıyor. Ev temizliğinden tadilata, kına organizasyonundan düğün planlamasına kadar pek çok alanda hizmet veren bağımsız kişiler veya küçük kurumlar da, güvenilir bir platform üzerinden kitlesine ulaşabiliyor.

Kurucularından Başak Taşpınar Değim’in girişimcilik hikayesi, kendine güven konusunda tereddütleri olan kadın girişimcilere de ilham kaynağı oluyor. Başak her zaman kadın girişimcilere pes etmemeleri gerektiğini, yenilmekten korkmamayı anlatıyor.

İş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliğini önemseyen, kadını güçlendiren ve henüz yolun başındaki pek çok kadına ilham olan daha fazla şirket görmek istiyoruz. Dijital Topuklar olarak hem iş dünyasında, hem de dijital ortamda kadınları destekleyen platformları takip edip, ilham verecek hikayelerini anlatmayı seviyoruz. Armut.com gibi nicelerini görmek dileğiyle…

Gönüllerin Başkanı: Ayça Şen

0

Ayça Şen, ya da hayranlarının daha iyi bildiği adıyla Ayça Şen Başkan, İçerik Kraliçesi köşemizin bu ayki konuğu.

Yıllardır kâh ana akım, kâh alternatif medyada konuşan, yazan, sesini duyuran Ayça Şen, bir süredir de düzenli olarak gerçekleştirdiği stand-up gösterileriyle izleyicisinin karşısına çıkıyor. Patreon destekli podcast içerikleriyle de üretimini sürdürüyor, bir yandan kendi müziğini yapıyor, YouTube kanalında da hazırladığı videoları yayınlıyor.

Dijital Topuklar olarak sevgiyle takip ettiğimiz Ayça Şen, bu ayki İçerik Kraliçemiz oldu, sorularımızı cevapladı.

Ayça, sen kimsin?

Ya işte o biraz karmaşık. Ben de tam bu sorunun cevabını arıyorum. Üstelik her bulduğumu sandığımda bulmadığımla yüzleşerek. Bu da bitmez bir macera, hayatın tadı da belki bu macerada.

Farklı platformlarda, farklı içerikler üretiyorsun. Sence bunlar birbirini nasıl tamamlıyor? Sen kendini en çok hangisiyle tanımlıyorsun?

Aslında ürettiğim her şey birbiriyle bağlantılı, tali yollar. Yazı, ses, resim… Yazı yazmak için beslendiğin kanallar okumak, izlemek. Eh, radyocu olunca konuşuyorsun, anlatıyorsun, farklı bir yerden bakacaksın ki dinlesinler seni, lezzetin olsun. İşte yazıdan beslendiğin kanallar bu anlatımlarını da besliyor. Üstelik anlattıkça aklına yeni şeyler geliyor, yazdıkça anlatıyorsun. Ses desen aynı şekilde. Yıllardır şarkı çalıyorum radyolarda, müzik yapmamda bu yılların dinleyiciliği, müzik seçiciliği de ürettiklerimin özgün olmasında yardımcı oluyor. Bir şeylere özenmezsen özgün içerik üretiyorsun ve ne kadar çok izlersen, dışarıdan bakar ve dinlersen o kadar özgün içeriğine ulaşabiliyorsun. Tabii deneyim de çok çok önemli. Yargıdan kurtulmak için özgüven çok önemli, yıllar belki buna yarayabilir. Ama emin de değilim.

Son zamanlarda YouTube’a da ağırlık vermeye başladın. Devamı gelecek mi?

YouTube bu ara yine azıcık yavaşladı ama yapmaya çalışıyorum. Çok istiyorum istikrarlı olmayı. Bu benim için biraz zor. Daha doğrusu üretim ritmini neye göre belirleyeceğimi bilemiyorum. Ama sık içerik üretmek istiyorum. Bu ara oğlanın üniversite hengamesi yüzünden birkaç haftadır aksattım…

https://www.youtube.com/watch?v=VywO_cQwI-c

Stand-up gösterilerinin fikri nasıl çıktı? Canlı performans nasıl bir tecrübe? Dijital bunu besliyor mu?

Malum, kurumsaldan ayrılınca başladım stand up’lara. Kurumsala alternatif üretmek için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Bu esnada dinleyici stand up yapmamı istedi, yaklaşık iki sene düzensiz de olsa senede beş altı gösteri yaptım. Bu sene bir şey oldu, sanıyorum izleyici ile aramdaki o samimiyet boyutunu sağladım, aşırı eğleniyoruz. Şimdi artık her ay İstanbul’da bir gösteri var. Belki seneye on beş günde bir olabilir. Çok tatlı geçiyor çünkü. Meditasyon gibi.

Türkiye’de henüz çok yaygın olmayan bir gelir modeliyle, kitle fonlamasıyla ilerliyorsunuz. Bu modelin, içeriklerini olumlu ya da olumsuz nasıl etkilediğini anlatabilir misin? Bağımsız ilerlemek isteyen içerik üreticilerine önerir misin?

Patreon dünyada çok kullanılan bir sistem. Daha önce Paypal kullanıyorduk ama yasaklandı. Şimdi Patreon için ayrıca içerik üretiyoruz. Çünkü radyoyu üyelikli sisteme getiremeyiz. Radyonun doğasına yakışmaz bu, ayrıca yapsan da millet kaçabilir. Bu yüzden oraya özel röportaj ve programlar yaparak dinleyiciye kaliteli içerik üretmeye ve üye toplamaya çalışıyoruz. Üç dolardan başlayıp bilmem kaç dolara kadar içerik üreticisine patronluk yaptığın bir mecra burası. Yani tabii işin çok başındayız. İki senedir oradayız ve gösterdiğimiz çabaya göre üye sayımız çok yavaş ilerliyor. Ama biraz da alternatif işimiz olmadığı için sonuç değil süreç odaklıyız. İçerik üreticilerine öneririm ancak dediğim gibi hedef odaklı olmamaları ve karşılık bulmasalar dahi kaliteyi artırarak içerik üretmeye devam etmeleri gerekli.

Bağımsız olmanın artılarından, eksilerinden bahseder misin? Tavsiye eder misin?

Bu çok yorucu ama çok tatmin edici bir şey. Kurumsalda çalışmayınca sana her koşulda maaş veren bir patronun yok. Ya da canın sıkılınca telefon açıp ‘benim tırnağım ağrıyor gelmiyorum’ diyebileceğin ya da ‘amaan nasıl olsa maaş yatıyor’ diyerek şımarıklık yaparak şişireceğin bir yayın yapamazsın. Burası kendi dükkanın ve orada seni dinleyen insanlar kardeşlerin. Yıllardır seni destekleyen, seni seven ve kalbiyle hisseden. Onlara şımarıklık yapamazsın. Nankörlük yapamazsın. Ama şirketler canlı değil, onlara yaparsın. Ayıp belki ama yaparsın. Neticede kurumlar onlar ve başlarındakiler de pis zenginler! Şaka şaka… ama bilinç altımızda böyle bir bilgi var. İşin acayibi, hem patronsun bağımsızken, hem işçi. Bu oldukça insanı geliştiren bir şey.

Bu aralar sesli içeriğe olan ilgi artıyor. “Ev yapımı” radyo ya da podcast kolay mı? Niyetlenenlere kısa önerilerin ya da bir başlangıç noktası tavsiyen var mı?

Ben teknik işlere bakmıyorum, o işler Toni’de. Fakat cebinden para gidiyor hem en başta, hem de her ay düzenli. Para da kazanmıyorsun çünkü markalar reklam vermiyor.

Eğer karşılık beklemeden bir yatırım yapacaksan ya da nadasa bırakacaksan neden olmasın. Ama YouTube’u daha çok öneririm, zira çok daha çabuk yayılıyor. Radyoculuk benim mesleğim olduğu için alternatifler çok sonra geldi bize.

Yeni bir dijital albümün çıktı. “Büyüklere Ninniler”in yapım ve dijital dağıtım süreçlerinden de bahsetmek ister misin?

Albüm bende bol! Yani Büyüklere Ninniler diye bir albüme single’lar yapıyorum ama bir yandan da başka bir albüme daha hazırlanıyorum şu ara. Adı şimdi tam net değil ama galiba “Kurtlarla Koşan Çocuklar” olacak gibi. İki ayrı albüme şarkılar yapıyorum. Ninniler albümü daha soft, adı üstünde ninni, diğeri daha düzenlemeli, müzikal filan.

Nereden, nasıl erişebiliriz?

Müzik işini de bağımsız yapıyorum. Plak şirketim yok. Kendim yapıp dijital ortamlarda; Spotify, iTunes, Apple Music gibi ortamlardan yayınlıyorum. “CD Baby” diye bir dijital dağıtım platformu var, şarkılarını kendin yüklüyorsun, o da tüm dijital ortamlarda yayınlıyor. Sen de onların üzerinde çok ufak da olsa para kazanıyorsun ama aşırı az. Yani para için yapılmıyor.

Gerisi gelecek mi?

Müzik kırk beş yaşından sonra, annemin ölümüyle bana gelen bir dil oldu. Annem yaşarken yaptığım besteleri hiç beğenmezdi. Ama annemden sonra sanki ona ulaşmaya çalışırcasına içimi döküyorum. Şarkı sözü yazmak, onları şarkı halinde müziklendirmek bana o kadar iyi geliyor ki. Sanırım en çok kendimi müzik ile iyi hissediyorum.

Çok teşekkürler!

Siz de çok tatlı kızlarmışsınız! Hem radyomuza hem de stand up’lara ne kadar tatlı destek oldunuz. İşte bağımsız olunca bu destekleri de çok net görüyor ve değerini biliyorsunuz. Çok yaşayın!

 

Bunun Annelikle Bir İlgisi Var

0
mothers walking with baby strollers and coffee to go in park and looking at each other ; Shutterstock ID 1171457701; Purchase Order: SHE Media; Job: ; Client/Licensee: ; Other:

32 yaşında anne oldum; bu yaşa kadar, hatta anne olana kadar anneler arası açık iletişimi hiç fark edememişim. Bir annenin günlük rutininde desteklenmesi gerektiğini, karşılıklı yardımlaşmaların ne kadar mutlu edebileceğini anne olunca anladım.

İlla anne mi olmak gerekiyor anlamak için? Hayır gerekmiyormuş, bir kadın olarak da anlayabilmek gerekiyormuş. Tanımadığım kadınlardan yardım görmek, tanımadığıma el uzatmak. Hele ki çocuklu kadınsanız bu tarifsiz bir duygu. Farklı bir sınıf ortamı gibi: Anneler sınıfı. Dışarı çıktığımızda kadınlar olarak söylüyorum, çevrede kadın görüyorsak kendimizi güvende hissederiz. Bunu çoğu zaman itiraf etmeyiz belki ama gizil bir kendini güvende hissetme duygusudur aslında, kalabalıklar içinde tanıdık bir yüz görmek gibidir. Bir anneye rastlamışsak eğer biraz daha rahat yaslanırız oturduğumuz yere, bir ortaklık vardır: Annelik. Bazı durumlar annelikle anlaşılıyor, duygular, yaşananlar, zorluklar adına ne derseniz.

Steinbeck’in Bitmeyen Kavga romanında bir diyalog geçer. Diyalogta da sigaranın ortak iletişim aracı olduğundan ve tanımadığın birinden ateş istediğinde iletişimin başladığından bahseder. Bizim de ortaklığımız annelikle, çocuklarımızla başlar. Ne  yapacağını bilemeyen anne, deneyimlerini paylaşmak isteyen anne, ortak yaşanmışlıkları anlatmak isteyen anne, doğrularını – yanlışlarını onaylatmak isteyen anne ve daha bir sürü anne duygusu sıralanabilir.

Bir anneye baktığımızda onun neye ihtiyacı olduğu, bir fincan sıcak kahveyle beraber samimi bir sohbeti nasıl arzuladığını anlarız. İşte bunun annelikle bir ilgisi olmalı ki bu kadar ortak dili (annelik dilini) konuşmamız rastlantısal olmamalı. Hepimizin zaman zaman yaşadıklarımızı anlatmaya ya da anlatmayıp dinlemeye, bir ortaklık aramaya, ortak duygularla hareket etmeye ihtiyacı var. Ben şanslı annelerden oldum, benden önce çocuk sahibi olan arkadaşlarım sayesinde birçok durumu bilerek yaşadım. Yaşadım diyorum, ne kadar anlatılırsa anlatılsın zorluklar yaşanıyor, bilmek sadece kişiyi afallatmıyor. Bazen ne yapacağımızı bilemeyiz, daha önce deneyimlemediğimiz durumlarda hamilelik, lohusalık, hastalık gibi  zor zamanlarda baş edemeyiz. Deneyimleyen birinden destek görmek ne yapacağını bilememek halini yok eder. Merhem olmasa da sızısını dindirir. Tabii burada sosyal medya annelerini de boş geçmeyeyim, farklı bakış açılarını görebildiğimiz, yaşanmışlıkların daha çok olduğu bir alan… Ama bunun daha da ötesinde annenin zihnini rahatlatan, sorularına anında cevap bulabildiği ve çoğu zaman eğlenebildiği annelik ortamı diyeceğim. Anneliği doğal halleriyle yaşayan çocuk sevgisinin yanına zorluklarını da açıkça konuşan annelere selam olsun. Anneler annelere ışık olsun, aydınlatsın.

Masumiyet Nasıl Çalınır?

0

“Eskiden zaman başkaydı, komşuluk vardı, komşuya/akrabaya çocuk emanet etmek vardı, insanlar güvenilirdi. Şimdi kimseye güvenilmiyor” benzeri laflar dilimize pelesenk oldu. Her fırsatta konuşuyoruz ya, yanlış. Eskiden de ortalık berbattı, eskiden de insanlar güvenilmezdi. Sadece eskiden sosyal medya yoktu, üzeri örtülen istismar, susturulan çocuk, maruz kaldığı şeyi anlamlandırılamayan/anlatamayan çocuk vardı.

Bir okurumdan mesaj aldım. Çocukken akrabası tarafından taciz edildiğini annesine anlattığında, annesi ona inanmamış. İnanmadığı gibi ortalık yerde konuşmaması, bunu başkalarına anlatmaması için tembih etmiş. Bugün yetişkin bir kadın olarak evlat sahibi olan okurum, o talihsiz olayın izlerini hala kalbinde taşımakta. Evliliği ve insan ilişkileri zarar görmekte. “Keşke annem o zaman elindeki bulaşığı bırakıp beni dinleseydi, keşke bana inansaydı” diye bitirdi mesajını.

O okurumun yalnız olmadığını, kendisi gibi içinde yaralı çocuk taşıyan yüzlerce, binlerce kadın olduğuna adım gibi emindim. Okurumun da izniyle, ismini gizleyerek mesajını Instagram hesabımda paylaştım.  O paylaşımın üzerine günlerce mesaj yağdı bana. Amcası, dayısı, kuzeni, abisi, komşusu, arkadaşının babası, babasının arkadaşı, öz babası ve hatta halası tarafından istismar edilen kadınlar, yaşadıklarını yazdı.

Kimisi yaşadığının ne olduğunu anlamamıştı bile. Her şeyi idrak edecek yaşa geldiğindeyse iş işten geçmişti ve acısını bir ömür taşımak zorunda kalmıştı. Kimisi anlatmak istemişti, öfkeyle/şiddetle susturulmuştu. Büyüklerini inandıramamış, ‘yanlış anladığı’ düşünülmüştü. Bir kere susturuldu mu çocuk, bir daha konuşmaz artık. Mağdur olan çocuklar da sonradan konuşmamayı seçmişti.  Kimisi annesine sesini bile duyuramamıştı. O kadar çok iş yükü vardı ki annelerin sırtında, çocuğun haykırışını duymamıştı bile.

Dün istismar edilen çocuk büyüdü,  kadın oldu ve yuva kurdu. Eşiyle birlikteliğinde sorun yaşadı, psikolojik destek almak zorunda kaldı. Çocukluğunda açılan yara kapanmadı, kapanmaz. İnsanın bir yanı hep acır, hep sızlar. Bazı yaralar geçecek türden değildir çünkü.

Patır patır öldürülüyor çocuklar. Senin saçının teline kıyamadığın yavruna kıyabiliyor, vaktiyle ‘masum bebek’ olan bir başkası. Söz konusu masum bir cansa, hümanizm kifayetini yitiriyor. Ben de caydırıcı ve ağır cezalar verilmedikçe işlerin daha kötüye gideceğini düşünüyorum. Daha çok çocuğun, çok kadının canı yanacak.

Vaktiyle masum bir bebekti, büyüdü tecavüzcü oldu, katil oldu. Küçücük bebeğe bakıp pis hayaller kuracak kadar çıktı insanlıktan. Büyürken ne oldu, neye maruz kaldı? Ne yaşadı da bu hale geldi, anası babası nasıl yetiştirdi onu? Niye? Onu bu hale getiren sebepler nedir? Cani doğulmaz, cani olunur kanısındayım.

Bir cani nasıl yetiştirilir? Peki bir kurban nasıl yetişir, kız çocukları sindirilir, ezilir?

Çocukları dinlemek, onlara iyice kulak vermek lazım.  Herhangi bir şey söylemeye çalıştığında “Hı hı, tamam, evet, anladım” diyerek, dinliyor görünerek, elimizdeki telefonu kurcalarken, gözümüz hala televizyondayken değil; çocuğu  can kulağıyla dinlemek, onun anlattıklarıyla ilgilenmek lazım.

‘Namus’ kavramı sadece kadınlara ait bir olgu değildir. ‘Namus’ dediğin sadece bacak arasında olan bir olgu da değildir. İnsanın ‘zihninde’ aranmalıdır namus.

Kız çocukları “Düzgün otur, bacaklarını kapat, ayaklarını uzatma, hanım hanımcık ol, erkeklerle konuşma, yüksek sesle gülme” diye büyütülürken, oğlan çocukları “Aslan oğlum, erkek oğlum, göster hadi pipiyi, aç aç görsünler, utanma” diye büyütüldü. Neden?

Benimki namus da, seninki ne? Bana günahsa sana sevap mı? Ondan sonra metroda, otobüste bacaklarını iki yana ayırıp oturan, malını milletin gözüne sokmaktan çekinmeyen ‘adam’ların yanında iki büklüm oturmaya çalışıyoruz. Üstelik öyle iliklerimize işlemiş ki ‘erkektir’ meselesi. Ben ki farkındalığı yüksek bir kadınım, iki evladımı da kız/oğlan ayrımı yapmadan, onların mahremiyetini koruyarak özenle yetiştirmeye çalışıyorum; Civan bir yaşına yeni girmişti sanırım. Bezini değiştirmek için altını açtığımda elini pipisine götürdü. Bu hareketi komik buldum ve güldüm. Sonra aynı hareketi Cemre yaptığında verdiğim tepki geldi aklıma. Silkelendim, kendime geldim ve Civan ne zaman elini pipisine götürse, onu uyardım, izin vermedim. Bu durumdan ne kadar rahatsız olduğumu, nasıl önüne geçebileceğimi büyüklerime danıştığımda karşılaştığım cevap hep aynıydı;

“Kızım erkektir o normal, ‘erkek’ çocukları yapar öyle.”

“Hayır efendim neden normal olsun? İşte böyle böyle oğlan çocuğunun bebeklikten itibaren her hareketini normal olarak gördüğümüz için, toplum çıkıyor zıvanadan. Kız çocuğunu ne kadar baskı altında tutuyorsak oğlan çocuğunu o kadar serbest bırakıyoruz.  İnanç/sağlık gereği ‘pipi’nin ucundan et parçası alındı diye yedi düvele duyuruyoruz. Çalıp oynuyor, şenlikler düzenliyoruz. Bilinçaltına işliyoruz çocuğun;

“Pipi önemlidir, pipi her şeydir, pipi senin şanındır” Sünnet arabalarının arkasına yazılan bir yazılar var, akıllara zarar:

Bir tecavüzcü kolay yetişmiyor,

Üzülmeyin kızlar hepsini kestirmedim.

Bu nedir ya? Amaç ne? Niye?

“Yok artık abarttın sen de alt tarafı bir sünnet düğünü” diye düşünecek olursan peşinen uyarayım;

Mesele sadece düğün meselesi değil. Zaten bu yazının kastı da yalnızca ‘pipi’ değil. İşin özü şu; Zamanında oğlan evladından sakınan “mahremiyet”  gelecekte bir başkasının ‘can’ına mal olabiliyor. Oğlan evladımızın da ‘mahremiyet’ ine saygı duymayı öğrenmemiz ve saçma şekilde çocuğumuzun pipisiyle gurur duymaya bir son vermemiz gerekiyor!

Lohusa Depresyonunun Farkındayız!

0

4 sene önce Uykusuz Anneler Kulübü’nün başlattığı, bu sene de 13-19 Mayıs tarihleri arasında BepantholBaby desteğiyle kutlanan Lohusa Depresyonu Farkındalık Haftası, binlerce lohusa anneye ‘yalnız değilsin’ mesajı verdi.

Doğum yapmak, sadece bir bebek sahibi olmaktan çok daha fazlası. 9 ay süren heyecanlı hamilelik sürecinin ardından yoğun bir doğum deneyimi yaşayan anne ve babalar, yeni ve bebekli bir hayata adım atıyorlar. Bu süreçte gündelik rutinleri tamamen değiştiği için de çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Üstelik doğumdan sonra toparlanma sürecinde ‘lohusa’ olarak adlandırılan kadın, hormonlarının aktif bir şekilde rol aldığı bir dengelenme aşamasından da geçiyor. Emzirme, bebek bakımı, lohusa annenin ihtiyaçları, eş ilişkisi derken; yeni bebekli evlerde bazı sorunlarla karşılaşmak kaçınılmaz olabiliyor.

Yeni bir canın aileye katılması çoğunlukla yalnızca iyi ve sevimli yanlarıyla ele alınıyorken, toplumda lohusalık döneminde yaşanan zorluklar ve sıkıntılardan pek bahsedilmiyor. Dünyada doğum yapan 5 kadından birinin karşı karşıya kaldığı lohusa depresyonu da, üzerinde neredeyse hiç konuşulmayan psikolojik rahatsızlıklardan biri.

Lohusa kadınların %76’sı kendini yalnız hissediyor

4 yıl önce #lohusayımfarkındayım etiketini kullanarak lohusa depresyonuna dikkat çekmek amacıyla bir kampanya başlatan ve lohusa depresyonu ile ilgili farkındalık yaratmak için harekete geçen Uykusuz Anneler Kulübü, bu sene de Bepantholbaby’nin desteğiyle çeşitli online aktiviteler düzenledi. Bepantholbaby aynı zamanda, konuyla ilgili bir de araştırma yaptı.

400 ebeveyn üzerinde gerçekleştirilen anket çalışmasında çarpıcı sonuçlar elde edildi. Araştırmaya göre, Türkiye’deki annelerin yüzde 66’sı lohusa depresyonu, yüzde 72’si de lohusalık hüznü yaşıyor. Annelerin %96’sı, lohusa depresyonu hakkında bilgi sahibi, babaların da %81’i konuya hakim. Ancak ne yazık ki, annelerin sadece yüzde 3’ü, lohusalık sürecinde karşılaştığı psikolojik zorluklar için profesyonel destek alıyor.

Araştırma sonuçlarında en dikkat çeken istatistiklerden biri de, erkeklerin %93’ünün lohusalık döneminde eşlerine yardımcı olduğunu düşünmelerine rağmen, kadınların %76’sının bu süreçte kendini yalnız hissediyor olması.

‘Annelik kutsaldır, şikayet edilmez’ mi?

Yalnızlık, depresyona en çok davetiye çıkaran durumlardan biri. Doğumdan sonra kendini yalnız, yorgun, uykusuz ve hatta çoğunlukla yetersiz hisseden birçok kadın, şikayet ediyor olmamak adına sıkıntısını ifade edemeyebiliyor.

Lohusalık deneyimi olanlar bilirler, bebeğini sağlıkla kucağınıza almış olmanız büyük bir hediyedir ve annelikle ilgili güzel duygular gerçekten özeldir; ancak annelik her zaman güzel duygulardan ibaret değildir. Olumsuz duygularını ve yardıma ihtiyacı olduğunu ifade edememek, özellikle bu süreçte yeterince destek alamamak, birçok kadının sessiz sedasız depresyona girmesine ve kendisiyle birlikte ailesini de uzun yıllar etkileyebilecek bir karanlıkta kalmasına neden olabiliyor.

Uykusuz Anneler’in lohusa depresyonu araştırmasını değerlendiren Klinik Psikolog Aysun Ömeroğlu, lohusa depresyonunun sinsice yer etmesi ile ilgili şunları söylüyor: “Öncelikle yeni annenin yorgun ve bunalmış olması, bu durumun basitçe bebeğe bakım verirken beklenen bir şey olarak görülmesi, annenin yaşadığı duygusal sıkıntıları kendisinin ve çevresinin normalize etmesine neden olabilir. Yeni annelerin çoğu annelik işinin üstesinden gelemediği düşüncesi ile şikayette bulunmaktan kaçınma eğiliminde olur. Dahası, yoğun suçluluk duyguları nedeniyle duygu durumlarını ciddiye alıp yardım aramak yerine başarısızlık hislerine yenik düşerler. Bu konumdaki anneler, annelikle ilgili beklenilenin tersine gelişen olumsuz duyguları nedeniyle de genelde utanırlar ve kötü anne olarak etiketlenmekten endişe ederler. Bu dönemde her kadının kendine özgü semptomlar geliştirmesi ve belirtilerin zaman zaman artıp zaman zaman azalması lohusalık depresyonunu fark etme güçlüklerine neden olabilmektedir.”

Gülümseyen depresyon

“Doğum sonrası depresyon başka bir zamandaki depresyondan farklı olarak biraz örtük ve sıklıkla ‘gülümseyen’ tipte kendini gösterir” diyen Ömeroğlu, “Lohusalık depresyonu gülümsese de ciddi bir sağlık sorunudur. Annelerimizin gülümsüyor olsalar dahi risk altında olabileceğini unutmadan onların nasıl olduklarını, neye ihtiyaçlarının olduğunu sık sık sorgulamalıyız. Bir sorun olabileceğini kabul etmek bir annenin kendisi ve ailesi için yapabileceği en önemli adımlardan biridir” diyerek lohusalık depresyonunu fark etmenin öneminin altını çiziyor.