Ana Sayfa Blog Sayfa 25

Hadi yüreğim hadi ha gayret!

0

Kelimenin kendisi başta itici bir algı oluştursa da neticesinde başarılarla dolu birçok hikaye var: Cüret et.

Cüret etmek kelimesinin altında ‘haddin olmayana cesaret etme’ anlamı yatıyor. Haddin değil. Çünkü haddin, hududun akıl çerçevesinde olmasa da yazılı olmayan kurallarla belirlenmiştir. Ve sen o sınırları ihlal etmeye kalktığında, temsil ettiğin şey üzerinden taşlanman işten bile olmayacaktır.

Çünkü toplumun senden beklediği gibi davranmak zorundasındır. Aykırı olursan, buna cüret etmenin bedelini ödemektir nasibin.

Tam da bu sebeple bu etiket altında bence tüm kadınların söyleyecek bir sözü vardır. Çünkü cüret etmek beraberinde tecrit edilmeyi de getirebilir. İşin dönüp dolaşıp feminizme gelmemesi -çünkü feministliğin de kadınları cüret etmemesi gereken şeylere kalkışması olarak düşünülmesi- için uğraşıyoruz fakat cüret etmenin kadına has bir özellik haline geldiği hepimizce malum değil mi?

Toplum baskısını ( hemcinslerinden dahi) daha sıklıkla hisseden taraf kadın olduğu için ben de bugün cüret eden kadınlardan bahsedeceğim daha çok.

Yaratıcılığına fazlasıyla güvendiğim, dünyaya çocuk yetiştirme donanımıyla gelen “kadın”a karşı saygım da sevgim de muhabbetim de giderek artıyor. Konu cüret etmek olunca, evet erkeği yermeden, alçaltmaya çalışmadan ama illa ki kadına daha fazla yer vererek konuşmak düşüyor payımıza sanırım.

Ülkemiz şartlarında, kadınsanız başınızda dünya kadar sorumluluk vardır, yargılamalara fazlasıyla mecbur kalacağınızı bilirsiniz. Halbuki bugün birkaç kadın bir araya gelip güzel bir şeyler çıkardığında bunun gururunu uzaktan uzağa yaşayan hepimiz değil miyiz?

Sorunun temeli toplumca belirlenen ahlaki sınırların sadece kadınlar için var olduğunun kabul edilmesi. Ahlaksızlığı hangi taraf yaparsa yapsın çirkin fakat kadının ahlak bekçiliğini yapmaya kalkışan ne çok kaynak var değil mi ?

Birbirimizi her zaman kabul etmek veya sevmek zorunda değiliz. Ama hoşlanmadığımız bir şeye cüret edildiğinde onu olanca gücümüzle taşlamak da bizi daha iyi bir insan yapmıyor.

Dijital Topuklar’ın tüm zirvelerini izlediğimde, her alanda gerçekten işe yarar bir şeyler yapmaya çalışan, üretmeden duramayan kadınları gördükçe benim hissettiğim şey sadece gurur oluyor. Kadın, cüret etmeyegörsün, ne zaferler ne güzellikler doğuruyor!

Elini attığı şeyi güzelleştiren de kadın. Cüret edemediği her gün, kendi ekseninde dahi olsa dönmeden duramayan, üreten kadın. Hele bir de güneşin etrafında dönmeye cüret ederse, mevsimleri değiştiren kadın!

Son yıllarda sahada daha fazla rastlamakla birlikte ne kadar güçlü olduğunu dünyaya gösteren kadın. Duyduğum her girişimci, anne, üretici kadın hikayelerini dinledikçe benim bir kadın olarak ümidim artıyor. Cüret etmeye devam ettikçe dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirebilecek kudrete sahip olması ise, kadını hak ettiği makama yüceltmeye yetiyor.

Hak ettiği makama ancak cüret ederek gelebilecek olması ise kadınlığın makus talihinin mücadele olduğu gerçeğini acı ama yeniden gösteriyor.

Bir ağaç gibi çeşit çeşit, tatlı tatlı meyve veren. Doğurmak kudreti bağışlanan, her sorumluluğun altından kalkan… hele ki sınırları zorlarsa, yaratıcılığı karşısında hiçbir şey duramayan kadın.

Bazen öyle hikayelere denk geliyorum ki, tek bir kadın; işte, evde rolleri farklı, fakat bakıyorum hepsinin hakkından gelmiş, başarılı bir özgeçmiş, özenli yetiştirilmiş çocuklar, yolunda giden bir evlilik, güçlü aile ilişkileri, bir arada yürütülen birçok sorumluluk… gıpta etmeden geçemiyorum fakat evet, hepsini birden yapınca gerçek bir başarı öyküsü oluyor ama aslında baktığımızda, her kadın kendi başarı öyküsünü yazıyor.

Kimisi girişimciliğe cüret ediyor, kimi üçüncü çocuğu düşünmeye cüret ediyor, kimi yeni bir işe başlamaya, kimi mevcut işini bırakmaya, kimi kitap yazmaya, kimi kendisiyle barışmaya… kimi yeniden başlamaya, kimi yıllardır kapatamadığı sayfaları bir bir kapatmaya, kimi ilk kez yurt dışına çıkmaya, kimi çocuklarına yeni hikayeler yaratmaya…

Kimi doğum koçu, kimi ev hanımı… kimi sosyal medya gurusu, kimi YouTube fenomeni, kimi yazar, kimi komedyen, kimi sessiz kahraman…

Hepsi bu dünyayı daha yaşanılır, daha renkli, daha zengin kılan, elleri öpülesi insanlar. Bu bir feminizm söylemi değil, çünkü feminizm böyle bir şey değil, fakat ben tüm cüret eden kadınları kucaklıyor; kadını, kadınlığı çok seviyorum.

Cüret eden tüm kadınlara sevgilerimle.

Kadın=Uyumsuz

0

Kadın toplumda her zaman uyumsuz bir varlık. Çok can sıkıcı. Biraz uyumlu olsa düzen bozulmasa… Kadın ne yapsa da yaransa hemcinslerine ve karşı cinslerine… Nerede dursa, nasıl davransa, ne yapsa?

Sahi, ne yapsa da bu kadınlar, uyumlu olsa?

Bütün gün evde oturup, ev işleri gibi, değersiz işlerle mi vakit geçirse? Hem evde güvende olur, hem de hiç yorulmaz. Ev işleri ve çocuk bakımı yorucu işler arasında sayılmaz. Çocuk oyuncağı gibi işler. Dört duvar arasında kaç metrekare yürüyüp hareket edecek ki yorulsun. Zaten fiziksel yapısı çocuk bakımı ve ev yaşamına uygun.

Ya da kadın, ömrünü laboratuvarlarda geçirse, emeklerini gelip bir erkek alsa diye. Ne hikmetse, kadınlar çalışırken iyiler ama bir türlü yükselemiyorlar. Dahi olmak ve mevki atlamak için fiziksel yapıları uygun değil. Sonuçta erkekler daha uzun boylu ve kas yapıları yükselmek için müsait. Sıçrayarak mevki atlama özelliklerine sahipler. Bunun için uğraşmalarına gerek yok. Çünkü böyle yaratıldılar! Böyle olmasa tarihte bu kadar erkek dahiyi nasıl görebilirdik!

Ya da kadın, hep çocuk yapıp, hep çocuk baksa. Hep çocuk baksa. Çünkü bir çocuğun yeri annesinin yanı. Buna hiçbirimiz itiraz edemeyiz! Çocuk sadece ve sadece kadının yapabildiği ve kadının bakabildiği bir şey!

Bir kadın illa dışarı çıkacaksa, bunu çok iyi düşünmesi gerekir. Süslense mi çıksa, süslenmese mi? Süs için makyaj ve topuklu ayakkabı gerekli mi? Afrika kabilelerinde yapıldığı gibi dudaklarına tabak geçirse olur mu? Yok, kabileler gibi olmaz, memelerin dışarıda olmasını kabul edemeyiz. Medeniyet (!) var çünkü. Her kadın yerine göre giyinmeyi öğrenmeli. Vücudunu örttüğünde bağnaz mı sayılır, açtığında aranıyor mu sayılır, bunları bilmelidir. Hatta bilerek doğmalıdır. Ayakkabı numarasının bile tahrik sebebi olabileceğini bilmelidir.

Bunları bilse bile bu kadarla rahat yaşayamaz, uyumu yakalayamaz. Bu kadın nasıl yalnız dışarı çıktı? Bu durum hayatının en büyük yanlışı olabilir. Mazallah, otobüste yalnız olması yaşamını bile sonlandırabilir. Yalnız olması mutsuz olacağı şeyler yaşamasında en büyük pay. Bir kadın yalın kalmadan önce de çok düşünmeli. Bunların yanında dışarıya çıkmak için uygun saatleri de düşünmeli. Uygunsuz saatlerde uygunsuz şekilde dışarı çıkarsa bu kadının sorumluluğunda. Tabi ki uygunluğu düşünürken, herkese uygununu bulabilmeli. Elâlemin uygununu bulunca uyumu yakalayacak!

Uyum önemli mesele vesselam. Uyum rahatlık demek, kabul görmek demek. SAYGI demek. Rahatlıkla hareket etmek, rahat yürümek demek.

Sahi, yolda rahat yürümenin bir yolu var mı? Özellikle karanlık sokaklarda, gölgelerin dansını izleyerek, dudaklarında ıslığıyla yavaş yürüyebilir mi, bir KADIN? (!)

Bunların yanında kafa patlatılası bir mesele daha var. Bir kadın çalışsa mı çalışmasa mı? Bu soru ancak ve ancak kadın üzerinden tartışılabilir. Cevapları envâi çeşit olsa da, en güzeli kadın çalışsa. Tabii ki makul işlerde çalışsa. Eve gelince ve işlerini yetiştirecek kadar vakti olan işlerde çalışsa. Akşam çocuklarına ödevlerini yaptıracak kadar vakti olmalı. Bir kadın bu kadar koşturmanın içinde yorgunluğun ne ifade ettiğini bilmeyecektir. Çünkü yorgunluk kelimesi kadına hiç yakışmaz. Kadın haricinde herkese yakışır ama kadına yakışmaz. Sadece, kadınlar yorulmaz. Bir kadın yorulmadığı gibi, fazla uykuya da ihtiyacı yoktur. Fizyolojik yapısı böyledir! Böyle güçlü bir fizyolojik yapısı olduğu için yatağa yattığında başı da ağrımamalı. Olamayacak baş ağrısını konuşmak bile vakit kaybıdır. Çünkü kadınlık görevleri yoğundur ve partneri vakit kaybetmemelidir. Partnerinin daha fazla uykuya ihtiyacı var. Bir kadın, insan soyunun devam etmesi için yapılması gerekenleri bir an önce ve partnerini yormadan yapmalı. Sonsuz mutluluk bunda gizli, bunu her kadın bilir.

Kadın için, sadece kadın için, bu kadar teferruatlı bir yaşamda uyumsuzluktan bahsetmek çok önemli. Kadın uyumsuz olmazsa, olamazsa ne olur? Uyumsuz olunamazsa nasıl kadın olunur? İşte bundandır ki uyumsuzluk bir kadına yakışan en özel hazinedir. Her kadının başına musallat olası bir büyüdür.

Uyumsuz olan, uyumsuzluğu seven kadınlara selam olsun.

2020 Nasıl Bir Yıl Olsun?

0

Daha bir hafta önce 10 yıllık bir dönemi geride bırakıp, 10 yıllık yeni bir döneme giriş yaptık. İngilizce’de ‘decade’ diye bir kelime var. 10 yıllık süre demek. Bizde tam olarak bir karşılığı yok ama olsaymış çok da işe yararmış, aslında kullanışlı bir kelime.

Yeni yıl veya yeni 10 yıl kararları için Aralık ayında vakit ayırabildiyseniz ne güzel. Bazılarımız yıl sonu telâşesi ve kapanış işlemleri yoğunluğu sebebiyle Ocak’a bırakmış olabilir. Her halükârda kararlarınıza ek olabilecek birkaç önerim var.

Yeni yıl kararları çalışmasına başlarken çıkış noktam hep şu soru oluyor: 2020 yılı nasıl bir yıl olsun?

Arkasından da soruyu destekleyen şu sorular geliyor:

  • Nasıl bir yaşam istiyorum?
  • Nasıl hissetmek istiyorum?
  • Nelerle uğraşmak istiyorum?
  • Hayatımda neler olsun istiyorum?

Soruları sakin kafayla cevaplamak için sevdiğim kafeye gidip, her zaman oturduğum köşeye kurulup, sevdiğim içeceği alıp, defterime ufak ufak karalamaya başlayınca neler istediğim ortaya çıktı:

2020’de hayatımda daha fazla fikir, görüş, sohbet, edebiyat, sanat, kelimeler, melodiler, yardım, işbirliği, dayanışma olsun. Sadelik ve sakinlik de bunlara eşlik etsin.

Alışılagelmiş maddeler yani diyet, spor hedefi, meditasyon, yeni bir şey öğrenme hedefi yok. Bunları koymadım çünkü bunlar hayatımın akışında zaten var.  Hedeflerde olmalarına gerek yok, yeni yıl kararları listesinden sonsuza kadar çıktılar. Kararlar listesi hafifledi!

Listede maddi şeyler de yok. Yeni bir mont veya çizme istemiyorum mesela. Eve yeni bir eşya, yeni kozmetikler, takılar, çantalar da istemiyorum. Bu, yıl içinde hiç alışveriş yapmayacağım anlamına gelmiyor, alışveriş yaparken ihtiyaçlarıma göre hareket edeceğim demek oluyor. Bunu 3 yıldır uyguluyorum ve çok memnunum.

Yenilerini almak bir yana var olanların büyük bir kısmını da paylaşmak, dağıtmak niyetindeyim. Malum herkesin ihtiyaçlarına sahip olma yöntemi satın almak olamayabiliyor.  Evinizde âtıl duran ve uzun süredir bir gün belki kullanılmayı bekleyen bir kıyafet ya da eşya bir başkasını çok sevindirebilir.

Ben yıl boyunca, hayatımda, anlam yüklü güzel kelimeler içeren sohbetlere, filmlere, kitaplara, şarkılara yer vereceğim. Yardım, dayanışma ve işbirliği çalışmalarının içinde olacağım. Tüm bunların yanı sıra bir de ihtiyacım olmayan kıyafet ve eşyaları gerçekten ihtiyacı olanlarla paylaşacağım. Peki ya siz? 2020 sizin için nasıl bir yıl olsun?

Kucağımdaki Kara Taş

0

2020’ ye dair dileklerimizi tuttuk hepimiz. Tek tek  saydık ondan geriye.

0n

Onlarca dileğimiz vardı.

Dokuz

Kimimizin listesinde ‘şu an olduğumuzun daha iyi bir versiyonu’ olmak,

Sekiz

Kimimizinkinde her kadında  her zaman mevcut olan o fazla  beş kiloyu vermek vardı.

Yedi

Belki de yediklerimizi yememeyi , görmediğimiz yerleri görmeyi diledik.

Altı

‘En az altı ülke görmek’ ti belki,

Beş

Her gün 5 ‘te kalksak ne güzel olurdu.

Dört

Her ay en az dört kitap okunmalı

Üç

Üç film izlenmeliydi her hafta.

İki

Bir dediğimiz iki olmasın istemekteydik iki bin yirmide.

Bir

 

Veeee

Ulaştık 2020’ye.

Dünden daha güzel, daha sevinçli değildik. Yine acıkıyor, yine uykumuz geliyor işte.

Yine oluyor bazı şeyler. Yine, rağmen, oysa ki.

Kimsenin hevesini kursağında bırakmak değil niyetim.

Dileğim, yüzleşemediklerimizle yüzleşebilmek bu yıl.

Dileğim, eteklerini tutarak bale çalışan bir kız girse yazımdan içeri.

Kıyıda köşede tuttuklarımızı , halının altına ittirdiklerimiz elden geçirmek.

Sene-sonu / yıl-başı

Geriye dönük- İleriye doğru

Sınırlı muhasebe & sonsuz umut.

Ne yaptık, ne yapamadık?

Dile getirilmeyeni söylesek,

Eteklerimizdeki taşları döksek,

Sayılamayanları saysak bu yıl.

Sırtımıza yük olan, kursağımızda yutulamayıp kalan lokmalara baksak,

Ağzımızdaki baklayı çıkarıp, yüreğimizdeki taşı avuçlasak belki;

Türkan Sultan gibi, sinemize bassak o kara taşı.

Türkan’ın kucağında tuttuğu o kara taş, yası.

O yası taşısak kucağımızda biraz.

 

Plie.

Avuç içleri yukarıda

 

Sahi, 2019’da nelerde birinci olduk biz?

 

Arka

Yan

Ön

 

Kadına yönelik şiddette Avrupa birinciliğimiz yoktu bizim. 2019’da olmuş, doğru mu?

 

Bas

Avuç içleri yukarıda.

Yapalım mı birlikte?

 

474 kadın öldürülmemişti zaten 365 günü olan bir yılda.

 

Kayma hareketiniz bir şase.

Buyrun.

Önce yavaş sonra hızlanalım.

 

Yeni yıl dileğimiz, ‘Daha az kadının öldürüldüğü bir yıl olsun’ olmamıştı hiç.

81 ilimizin 81 ‘inde de bir kadın öldürülmemişti şimdiye kadar.

 

Biraz hızlanıyoruz.

Son iki kere.

Bir kere daha.

 

‘Elalemin kocası neler yapıyor’ kadınlara ait bir cümleydi. Komşunun kocasının koltukları değiştirmesini, bir kaç öteberi almasını anlatırken kullanırdı kadın. ‘Kadın dırdırı’ydı.

Şimdi ise ‘yaşam hakkını bahşediyorum sana’, ‘diğer kocaların ne yaptığını görmüyor musun?’ diye erkekler kullanıyor ‘elalemin kocaları ne yapıyor?’ cümlesini. Kadının, onu öldürmeyen adamın lütfuna minnet etmesini bekleyerek.

 

Plie

Şase

Önde

 

Kadının ‘canına kıymak’ hiç bu kadar kolay olmamıştı.

 

Kayma hareketinin adı şase.

 

Bir kadının öldürülme süresi anahtarı çevirişi ve yukarı çıkana kadarki sayılı dakikaların içine sıkışmamıştı. Bu kez maharet, el çabukluğunda değil, vicdan yokluğundaydı. Sokaklar hiç bu kadar karanlık olmamıştı.

Sağ ayak şase yaparken sol ayak,

Ceren’in sofraya tabağı konulmuştu oysa ki. Eve güvenle gelmişti. Zile basmış, ablası zile koşmuş, Ceren’i yukarıdan görmüştü.

‘Ceren de geldi’

‘Hadi sofraya geçelim’ demişti. Belki Ceren’in çorbasını koymuştu ilk.

Önce yavaş sonra hızlanacak.

Ama olmadı. Ceren, yukarı çıkamadı. Ablasının koyduğu çorba tasta, hayata dair umutlar kursakta kaldı. Yaşanmayan ve artık yaşanamayacak bir hayat kaldı Ceren’den geriye. O güzel bale kostümü, askıda kaldı belki de. İki kat yukarı çıkamadı. Söylenmemiş şarkılar, dans edemediği müzikaller kaldı geriye. Sahi, en çok hangi müzikalde başdansçı olmayı hayal etmişti?

Sıçrayalım mı, ister misiniz?

Fındıkkıran mı, Kuğu Gölü Balesi mi?

Sahi, kaç kadın yemeğin tuzu eksik diye…

Kaç kadın ‘o istenmeyen komşu ‘ eve geldi diye….

Kaç kadın ‘eve gelicek misin’ diye sordu diye…..

Kaç hayat….

Boş kalan kaç çerçeve….

Annesiz kalan kaç yavru…

Elimize alamazsak bu taşı, kucağımızda tutamazsak o yası, taşıyamazsak, daha kolay olmaz mı bizi batırması?

Instagram mı Büyük, Biz mi Büyüğüz?

0

Geçtiğimiz haftalarda Instagram’ın algoritmaları sebebiyle sponsorlu olmayan, ticari faaliyette bulunmayan hesapların takipçileriyle buluşmasının zorluğu konusu tekrar gündeme geldi. Instragram’ın aktif olmayan hesapları sildiği, kullanıcıların haberi bile olmadan takip ettikleri hesapları takipten çıkarttığı konuşuldu. Peki, olan gerçekten bu mu ve biz bu durum karşısında ne yapabiliriz?

Instagram’da bir alışveriş izdihamı yaşandığı ve karşımıza çok reklam çıktığı bir gerçek. Tüm gönderileri reklam olan, tüm hikâyelerinde marka linkleri veren hesaplar büyüdükçe büyüyor ve o kargaşada aradığımızı bulmamızı zorlaştırıyor evet ama aynı zamanda çok kıymetli içerikler üreten, okudukça bize yeni pencereler açan, hayatımızı güzelleştiren hesaplar da var ve bir taraftan onlar da artıyor. İlk grup daha çok karşımıza çıkıyor doğru ama bunda bizim kullanıcı tercihlerimizin hiç mi payı yok? Bence biraz var.

Örneğin Instagram’ın birbiriyle etkileşime girmeyen, birbirine hiç yorum ya da beğeni yapmayan hesapları takipten çıkarttığı ile ilgili bir şüphe var. O zaman ne yapacağız? Beğendiğimiz hesapları içimizden değil dışımızdan beğeneceğiz, yorum yapacağız, başkalarına önereceğiz. ‘Arkadaşlar merhaba, ben bu botu Süper Botlar mağazasından aldım, siz kendi botlarınızı nereden aldınız yorumlara yazın, en güzel botu olan arkadaşlarınızı etiketleyin’ gönderilerine bin tane yorum geliyorsa, sevdiğimiz bir gönderide de bizim yorumumuz olsun. Evet, bazı gönderiler kullanıcıların önüne düşmüyor ama en çok beğendiğimiz, yorum yaptığımız, kaydettiğimiz gönderiler pat diye düşüyor önümüze, hikâyede en önde oluyor, bakınca ilk onu görüyoruz. Demek ki etkileşime geçersek sevdiğimiz hesapları kaybetmiyoruz. Öte yandan bunu yapmadığımız durumda ‘Çok güzel yemek tarifi paylaşan bir hesap vardı’ diyebiliriz aylar sonra bir gün ve baktığımızda o hesap artık olmayabilir. Bu durumda o güne kadar çok beğendiğimiz halde bir kere bile o ‘like’ tuşuna basmadığımız veya tek bir yorum bile yapmadığımız hesabın gidişi bizi üzer tabii.

Bir diğer konu da eleştirdiğimiz hesaplara bakmamak, onları takipten çıkmak. Biliyorum ‘Keşfet’e düşmek’ diye bir şey var bu hayatta ya da farklı hesaplar alıntılıyor birbirinin gönderilerini ve takip etmeyi asla düşünmediğimiz birilerini bile karşımızda görebiliyoruz ama biraz da bizim seçtiklerimize göre şekilleniyor Instagram’ın önerileri ve keşfet ekranımız. Örneğin ben Keşfet’e basınca dünyanın tüm dillerinde Aşk-ı Memnu sahneleri ve bolca da kitap görüyorum çünkü hep onları takip edip, onları beğeniyorum. Bu noktada bir hesaptan rahatsızlık duyuyorsak bırakalım gitsin, yavaş yavaş hayatımızdan tamamen çıktığını görebiliriz.

Instagram’ın geldiği nokta biraz televizyon gibi; en sevdiğimiz diziler yayından kalkarken hiç sevmediklerimiz ve eleştirdiklerimiz reyting rekorları kırabiliyor. Arz talep meselesi ise bütün bunlar olurken gizemini koruyor. Herkes bu dizileri istediği için mi diziler böyle oldu yoksa diziler böyle olduğu için mi hepimiz bu haldeyiz? Bazı diziler toplumu yansıttıkları için mi bu kadar popüler oluyorlar, yoksa o popülerlikleri ile toplumu kötü mü etkiliyorlar? Bunların cevabı bunca yıldır tam da verilemedi maalesef, aynı sorular etrafında dönüp duruyoruz.

Neyse ki söz konusu Instagram olduğunda televizyonda olduğu kadar edilgen değiliz, daha kaliteli ve özgün bulduğumuz içerikler için yapabileceğimiz şeyler var. Okuyalım, yazalım, çizelim, etkileşime geçelim. Seviyorsak gidip konuşalım bence.