Ana Sayfa Blog Sayfa 23

‘Uyuyan Güzel Uyandı’ Ne Anlatıyor?

1

Masalların çocukları eğlendirmek için anlatıldığı söylenir. Yalanların en büyüğü budur. Masallar çocukların uykuya dalmasını kolaylaştıran içerikler olmaktan çok daha fazlasıdır. İşin özü masallar aslında “sadece çocukları” uyutmaz. Uyutulmuş nesiller elde etmek ister. Kitleler halinde feminist anlamda aydınlandığımız bu dönemde masallarla uyumayalım, uyutan masalları dönüştürelim diye ben bir kitap yazdım, ismi: Uyuyan Güzel Uyandı.

Toplumsal cinsiyet ve eşitlik meseleleri çok uzun zamandır zihnimi meşgul eder halde. Okumayı pek severim ama açıkçası anne olmadan önce en son ne zaman masal okuduğumu anımsamıyorum. Ebeveyn olmakla birlikte masal okumak yaşamıma yeniden girdi. Oğluma masal okurken kendimi birçok masalın sonunu ve hatta gidişatını değiştirirken buldum. Hatta öyle ki aynı kitabı benden başkaları da okurken aynı şekilde okusunlar diye üstlerine kağıtlar yapıştırıp alternatif versiyonlarını yazmaya başladım. Masallar üzerinde etraflıca düşünmem aslında ilk böyle başladı.

Alışkın olduğumuz masallarda güzel prensesler sabırla bekler, cesur prensler maceralara atılır. Masallar kız çocuklarına kurtarılmayı bekleyen prenseslere öykünmeyi anlatırken, oğlan çocuklarına da mutlaka cesur kahramanlar olmaları gerektiğini anlatır. Masalların bu anlattığı, toplumsal cinsiyet rollerinin yaptığı gibi sadece kadınlara değil erkeklere de haksızlık eder. Tıpkı “herkes için feminizm” söyleminde olduğu gibi, ben de bu kitabı aslında herkes için yazdım.

Güzel olmak, itaatkar olmak, maceralara atılmanın tehlikeli olduğu öngörüsüyle evde bekleyen olmak sıfatlarını kız çocuklar için ne kadar reddediyorsam; ejderhalarla savaşan olmak, zengin olmak, yakışıklı olmak, cesur kahraman olmak sıfatlarını da oğlan çocuklar için aynı şekilde reddediyorum. Bırakalım çocuklar atanan cinsiyetlerinden bağımsız olarak istediklerini olabilsinler.

Bunun yanı sıra masal dünyasına dahilim “cadı” müessesesi üzerine de tekrar düşünmem için bir kapı açtı. Masalların cadıları çirkindir (genellikle yaşlıdır) ve nedensiz kötülük yaparlar. Bu önerme çok katmanlı bir ayrımcılık barındırır. Oysa bir başka açıdan bakıldığında da bağımsızdır cadılar. Kimseye ihtiyaçları yoktur. Bitkilerin dilinden anlarlar. Güçlüdürler. Cadı avları kavramı üzerinden de düşündüğümüzde; geçmişin şifacı kadınları, kimseye ihtiyaç duymayan bağımsız kadınları “cadı” adı altında yakılmıştır. İade-i itibar kapsamında sadece cadılıkla ilgili müstakil bir bölüm yazdım kitapta. Kitabın en önemsediğim bölümü diyebilirim.

Masalların anlattığı “yalanlar”, kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşmesin diye yazdım ben bu kitabı. Artık yepyeni kahramanlarımız var. Avcıyı kandıramayan kurtun, Kırmızı Başlıklı Kız’ı da kandıramayacağını biliyoruz artık. Erkek avcılar, kadınlardan daha zeki değil. ‘Kırmızı Başlıklı Kız’lar bu güvenle ormana girmekten korkmuyor. Pamuk Prenses, babasından kalan kraliyetin başına geçmeyi düşünüyor artık onu sarayına götürecek bir prensi beklemek yerine. Külkedisi kendisini beğendirmek için onca süse ihtiyaç duymayacağı bir ilişkinin peşinde artık.

Hayatımız değişiyor, masallarımız neden değişmesin. Artık bu masallara karnımız tok, şimdi yeni masallar yazma vakti.

Ev Mahkumiyeti Hayatı

0

Yaklaşık bir haftadır evden çalışıyorum, ikiz çocuklarımla birlikte sabahtan mesaim başlıyor. Bilgisayar başında biriken işlerimi bitirmeye çalışıp, bir yandan korona haberlerini takip ediyorum. Bu esnada  çocuklarıma oyun kurma, etrafı toplama, kahvaltı hazırlığı derken, tam mesai çalışıyorum. Öğle araları babaanne ve dedeye çocukları bırakıp, yürüyüş yapmak için evden burnumu dışarı çıkarıyorum maskeli bir şekilde! Tüm yolda bana doğru gelen insanlarla mesafemi korumak için azami özen gösteriyorum. Aksiliktir ki yüzüm hiç olmadığı kadar çok kaşınıyor, kendimi alamıyorum kaşınmaktan. Çekine çekine markete girip, bir çırpıda tüm ihtiyaçlarımı alıp çıkıveriyorum. Bankamatik önünden geçerken para çekip çekmemek arasında kalıyorum mesela, keşke eldiven de getirseydim diyerek bir sonraki sefere bırakıyorum bu işi.

Tüm bu anlattıklarım yeni kaygılarımın eseri, bundan 2 hafta öncesine kadar bundan çok daha farklı kaygılarım vardı. Şimdi hiç alışık olmadığımız olağandışı bir süreci deneyimliyoruz. Göremediğimiz minicik virüsün hiç tanımadığımız, mesela tesadüfen yoldan geçen biri tarafından bize bulaşma riskini bile düşünmek zorundayız. Herkes töhmet altında, kimin hasta olup olmadığı belli değil. Şu an benim için çekirdek ailem dışında herkes potansiyel hasta statüsünde… Güvensizlik kol geziyor beynimin içinde, en iyisi evde izole kal sen kızım diyorum içimden.

Tüm yıl yoğun çalışmaktan, sabah 06:40’ta kalkıp, akşam en erken 24:00’te yatmaktan, kitap okumak için vakit bulamamaktan, yazı yazmaya yeltenip sonunu getirememekten, çocuklarımın sabah tatlışlıklarına şahit olamamaktan yakınıp durdum. Şimdi bunların hepsini yapabilecek durumdayım, ama mental olarak şu kargaşada bunların tadını çıkarmak yine mümkün olmuyor. Bu yazı bir başlangıç olur umarım!

Sonra durup düşünmeye başlıyorum delicesine,  evrenin bir bütün olduğunu, ben-biz bilincini, tüm yaşanmışlıkların hep bir öğretisi olduğunu, insanlığın gidişatını, komple teorilerini, sevginin gücünü…

Yaklaşık bir ay daha evde olacağım, insan her şeye alışıyor misali bu rutine de adapte olup, kendi çözümlerimizi bulacağımıza eminim. Ama havaların ısınması ile evdeki mahkumiyet hayatı giderek zorlaşacak. Bugüne kadar hiç özlemi çekmediğimiz şeylerin aslında ne kadar da kıymetli olduğunu anlayacağız bir çırpıda, örneğin; uzun süredir görmediğim can dostuma sımsıkı sarılmayı, özgürce bir cafede oturup kahvemi yudumlamayı, kalabalıklar arasında avaz avaz şarkı söyleyip, dinlemeyi, vapura binip deniz havasını hiç tanımadığım insanlarla birlikte solumayı…

Eskinin rutini, bugünün özlemi oluveriyor, buna da ‘’işte hayat!’ deniyor a dostlar.

Virüse Karşı Omuz Omuza (Yalnız bir metre arayla, teşekkürler…)

1

Nereden çıktığını, nereye kadar aramızda olacağını katiyen bilemediğimiz bir virüs tüm dünyaya en kötü korku filmi senaryosunda bile göremeyeceğimiz günler yaşatıyor. Dünyanın en turistik meydanları güvercinlere kalmış, bütün ülkeler sınırları kapatmış, sokağa çıkma yasakları almış yürümüş,  virüsü kapanların da hayatını kaybedenlerin sayısı da günden güne artıyor. Hiç lafı dolandırmaya gerek yok, hepimizin ödü patlıyor olan bitenden, aklımızı başımızda tutmak için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz, başarılı olup olmadığımız muamma.

Bütün bu saydıklarım elimizde olmayan, bizim dışımızda haller aslında. Tabii gerekmedikçe sokağa çıkmak gibi bir sorumluluğumuz var o cepte ama onun dışında meselelerin çoğu bireysel çözümler bulunamayacak kadar büyük. Bunların çaresi bizde değil ama bir de bunca kaosa rağmen yapabileceğimiz şeyler var ve belki sadece belirsiz bir geleceğe değil, bugün elimizden gelenlere de odaklanabiliriz. Ben kendime bu cümleyi tekrarlıyorum zaman zaman, belki bir kişiye daha faydası olur diye yazmak istedim. Gelelim neler yapabileceğimize.

–          Ne olur ama ne olur, yanlış bilgi yaymayalım. ‘Kaynımın kaynının kuzeninin çalıştığı hastane’ diye başlayan ses kayıtlarını WhatsApp’tan gönderip durmayalım, teyit edilmemiş bilgileri paylaşıp panik yaptırmayalım, hiç kimseye faydası olmayan cümleleri kurmayalım. Twitter haber akışı konusunda tecrübeli insanlarız, küçük bir araştırma ile bilginin gerçekliğini anlayabiliriz, lütfen tüm dünyayı dev bir ‘veli vatsap grubuna’ çevirmeyelim.

–          Bunu tam anlatabilecek kelimelerim var mı bilmiyorum ama şöyle anlatayım, bu kadar bencil olmayalım. Sağlık personelleri yeterli ekipmanımız yok diye her yerde anlatırken suratında maske ile lüks evinin bahçesinde spor yapan ünlü görmek beni sinirlendiriyor, bunu inkâr edemem. Ya da bir ilaç dedikodusu ile eczanelere hücum edip o ilacı gerçekten kullanan ve o ilaç olmadan ölüm tehlikesi yaşayacak insanları hiç düşünmeyenleri görünce kan beynime sıçrıyor. İki ay evde kalsanız da 30 kilo makarna yiyemezsiniz mesela ve dünyanın tüm kolonyalarını evinize alsanız da virüsten korunamazsınız herkes temiz olmadıkça.

–          Yardımlaşalım. Sadece alışverişe çıkamayan komşular için bir şeyler almak değil mesela, zihinsel olarak da yardımlaşalım. Hepimiz doğal olarak sürekli korkuyoruz ve karanlık senaryolarımızın ucu bucağı gelmiyor, kendimizi durduramıyoruz ama birbirimizi durduralım. Birbirimizin panik atak sponsoru olmak gibi mesela. Kendi zihnini durduramayan başkasının zihnini durdursun, herkes birbirine bir el atsın.

–          Büyük oyunu görmeye geçici olarak ara verelim. ‘Bu işin altında iş var.’ , ‘O hoo görün daha neler olacak’, ‘Bunlar daha iyi günler’ gibi kimseye faydası olmayan ama insanları depresyon ve strese sürükleyen cümleleri kurmayalım. Söz veriyoruz bu işler bittiğinde gelip ‘Evet sen demiştin’ deriz bu tarz insanlara ama şimdi yeter ki sussunlar. Kimseden Polyannalık beklenmez böyle bir ortamda ama bu cümlelere de gerek yok.

–          Ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun genel olarak, biliyorum bu panikte zor ama bu zaruri. Akıl sağlığı da yemek içmek kadar, marketten makarna yığmak kadar önemli. Kendimize de başkalarına da mukayyet olalım. Sağlıklı günler dilerim.

Corona ve Yaşlı Olmak

0

Bir gün uyandığınızı ve fark etmeden 50 yılın geçtiğini düşünün. 60’lı yaşlarınızı çoktan geçmişsiniz. Emekli olmuşsunuz. Çocuklar evlenmiş, kendi ailesini kurmuş. Eşiniz ya hayatta ya da değil. Evde en fazla ikinizsiniz. Bir zamanlar yetişemediğiniz işler emeklilikle ve çocukların evden ayrılmasıyla bir anda fişi çekilmiş gibi bitivermiş. Yalnızsınız.

Yine de kendinizi izole etmemek için dışarı çıkıyorsunuz. Kendinize yeni hobiler ediniyorsunuz. Eski dostlarla görüşüyorsunuz. Belki torun bakıyorsunuz ya da pazar sabahları toplanılan kahvaltılarda neşeyle doluyorsunuz. Bir parkta güneşte kemiklerini ısıtmak, evin eksiklerini görmek sosyalleşmek için güzel fırsatlar, bu fırsatları hiç kaçırmıyorsunuz.

Sonra dünyada bir gariplik oluyor ve adı sanı bilinmeyen bir virüs ortaya çıkıyor. Bir anda tüm televizyonlarda “60 yaşın üzerindeki insanlar evden çıkmasın, ölümlerin ortalaması %2.5 iken 80 yaşın üzerinde bu oran %15” deniyor. Çıkarsanız büyük ihtimalle öleceğiniz söyleniyor. Bir anda kaybolan ilişkilerinizi telafi etmek için gerçekleştirdiğiniz birkaç etkinlik de elinizden kayıp gidiyor.

Söyleyin bana, siz olsanız ne hissederdiniz? Ne yapardınız? Evde oturup ölümü beklemek ne kadar kolay olurdu? Herkes kendi biricik hayatıyla bu kadar meşgulken…

Yapılan araştırmalar sosyal izolasyonun pek çok hastalıktan daha ölümcül olabileceğini gösteriyor. Depresyon, intihar, kalp krizi, kronik hastalıklar, yüksek stres gibi sonuçların yanında, ölüm riskini de %45 oranında artırıyor. Bu yüzden yaşlılara sosyal ağlar oluşturmak, tüm yaşlarda olduğundan daha önemli görünüyor. (Diğer yaşlarda önemsiz değil, fakat o yaşlarda sosyalleşmek için çok fazla olanağımız oluyor.)

Bugün yaşlılara öleceklerini bu kadar çok hatırlattıkça her canlı gibi ilk tepkileri ölümü yadsımak ve onu reddetmek oluyor. Ölümü de yaşam gibi kucaklamayı unuttuğumuz için de, olanı kucaklamak daha zor oluyor. Bu kuşak için duyguları konuşmanın ne kadar yabancı olduğunu düşündüğümüzde dışarı çıkma tepkileri bana hiç de yadırganacak bir şey gibi gelmiyor.

Sosyal ilişki kurmak, kendilerini güvende hissetmek, stresten kurtulmak, depresyona girmemek ve hatta intihara yönelmemek için dışarı çıkıyorlar canlar. Önce anlayalım istiyorum onları. Sonra onları ölümle korkutmadan yaşamlarını anlamlı kılacak biçimde nasıl destek sunabileceğimize bakalım.

Hepimizin içinin korku, dehşet, gerilim, kaygı, teslimiyet, güvenlik ve bilumum çeşitteki duyguyla dolduğu bugünlerde yaşlılar da tıpkı çocuklar gibi özel desteğe ihtiyaç duyuyor. Aşağıya onlar için yapabileceklerimizi maddeler halinde yazdım. Bir yaşlı dâhi olsa faydalanırsa ne mutlu bana…

  • Bir yaşlıyla muhatap olmadan önce her zaman olduğu gibi önce kendi duygularınızı gözden geçirin. İçinizde hangi duyguların canlı olduğunu fark edin. Kaygılıysanız bunu dile getirmeseniz dahi iletişim kurduğunuz kişilere bunu bulaştıracağınızı unutmayın.
  • Yaşlılara bu virüsü anlatırken çocuklara anlatır gibi tane tane ve korkutmadan anlatın. Ona bu durumu negatif ve korkutucu uyarılarla değil, evde kalıp bu dönemi sağlıkla atlatırsa ileride yapacağınız güzel aktivitelerden bahsederek açıklayın.
  • Kendi duygularınızdan bahsedin. Onun da kendisini açmasını sağlayın. Hem şimdiyi hem geçmiş deneyimlerini dinlemekte gönüllü olun. (Ben bir yaşlıyı dinlerken bir cevher bulmuşum ve birazdan şimdiye dek hiç duymadığım bir ayrıntıyı yakalayacakmışım gibi dinliyorum.) O anlatırken dikkatle ve aktif bir biçimde dinleyin, herhangi bir yorum yapmayın. Duygularını anlattıkça rahatladığını göreceksiniz.
  • Kendisine iyi gelen meditatif yolu bulmasına yardımcı olun. Namaz kılmak, dua etmek, yoga yapmak ya da sadece meditasyon yapmak onun psikolojik ve bedensel dengeye yeniden girmesine yardımcı oluyorsa ona rehber olun.
  • Yaşlı ebeveynlerinizden birine yakın oturma şansı varsa yakın bir yere taşının. Taşınma şansınız yoksa onun düzenini bozmadan olabildiğince çok irtibatta kalın. Her gün en az yarım saat telefon konuşması yapın. Mümkünse görüntülü görüşün. Yazmayı seviyorsa ona kartlar ya da mektuplar gönderin.
  • Yaşlınızın yanındaysanız sürekli haber izlemediğinden ve sosyal medyadan uzun süre haber almadığından emin olun. Bunlar genellikle kendimizi güvensiz hissettiğimizde ve bağlantıda kalma ihtiyacımız arttığında yaşamımızı istila eder. Yaşlının televizyondan kopamadığını görüyorsanız bunun bağlantı kurmak için bir ipucu olduğunu unutmayın.
  • Sosyal medyada gördüğü her haberin neden doğru olamayacağını somut bir biçimde anlatın.
  • Yaşlının yaşamını evde keyifle geçirmesi için gerekli tedbirleri alın. Önce yiyecek, ilaçlar, ödemeler gibi temel ihtiyaçlarını karşılayın. Siz karşılayamıyorsanız belediyelerin ilgili birimlerini organize edin. Evden çıkmadan ihtiyaçlarını karşılamasına yardım edin.
  • Evde vakit geçirmeyi keyifli hale getirmek için hobilerini keşfetmesine alan tanıyın. Geçmişte keyifle yapıp bugün uzak durduğu şeyleri öğrenmeye çalışın. Balkonda çiçek bakımı, örgü örme, kitap okuma, bulmaca çözme, enstrüman çalma, resim yapma gibi hobileri varsa bunları çeşitlendirerek evine malzeme takviyesi yapın.
  • Kitap okumakta zorlanıyorsa sesli kitaplardan faydalanmanın yollarını gösterin ve bunlara ulaşmasını sağlayın. Hiç olmazsa siz sesli bir biçimde bir kitap okuyun. (Öyküler okuyup üzerinde konuşmak her ikinize de harika bir deneyim sunabilir.)
  • Yetişkinler için boyama kitapları armağan edin. Mandala çizmenin inceliklerini anlatın ya da videolar izlemesine yardımcı olun.
  • Birlikte bir puzzle yapın. Ayrı evlerdeyseniz iki ayrı puzzle alın ve birlikte yapmaya başlayıp birbirinize motivasyon mesajları verin.
  • Maddi durumu iyi ise ya da elinde örgü örme, yemek yapma gibi işler geliyorsa bunları ihtiyacı olanlarla paylaşmasının yollarını paylaşın. Yaşamına anlam kattıkça nasıl da yaşama bağlandığına şaşıracaksınız.
  • Evde sağlıklı alışkanlıklarını sürdürmesi için beslenmesine dikkat etmesi için yardımcı olun. (Öğüt vermeyin fakat birlikte bir diyet takibini eğlenceli hale getirin.)
  • Evde yapabileceği egzersizleri çizerek buzdolabının üstüne bırakın. Birlikteyseniz her gün en az 10 dakika egzersiz yapın. (Görüntülü konuşmada da bunu gerçekleştirebilirsiniz.)
  • Evde bir hayvan beslemenin ona iyi gelebileceğini hatırlayın. Kendisine de sorarak balık, kuş ya da kedi ile yaşamayı gözden geçirmesini sağlayın. (Köpek dışarıda gezdirilmeye ihtiyaç duyduğundan bu dönemde bu fikirden şimdilik uzak durabilirsiniz.)
  • Sevdiği şarkılardan oluşan bir CD yapın ve evinde çalabileceği kolay bir düzenek oluşturun.
  • Her zaman yanında olamıyorsanız görüntülü iletişim kurabileceğiniz kanallar oluşturun.
  • Mümkünse ona bir akıllı telefon alın ve nasıl sağlıklı kullanacağına ilişkin küçük bir kılavuz oluşturun. Bu kılavuzda günlük kullanım sürelerinin yanı sıra kendisine uygun mobil uygulamaların temel kullanım basamaklarını görsellerle tanımlamaya çalışın. (Bunu çocuğunuzla bir etkinliğe bile dönüştürebilirsiniz.)
  • Tüm bunları yapmanıza rağmen bir türlü işe yaramadığını düşünüyorsanız bir uzmana danışın. (Bu konuda destek vermeyi isterim.)
  • Bu zor günlerde kişisel zorluklar yaşarken başka canların sorumluluğunu aldığınız için kendinizi gönülden tebrik edin ve ihtiyacınız varsa siz de sevdiklerinizden ya da bir profesyonelden destek alın.

Tüm bunları ailenizden bir yaşlıya ya da hiç tanımadığınız bir komşuya sunabilirsiniz. Kendinizi korumayı ihmal etmeden bir cana yaren olabilirsiniz. Unutmayın, muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki kanda mevcut ve biz bunu daha önce yüzyıllarca yaptık!

Korona, Feminizm, Samimiyet

0

Yok Çin bize çok uzak, yok sıcakta yaşamıyormuş zaten, yok WhatsApp ses kaydındaki kaynımın komşusunun kızı karantina altına alınan birini görmüş, yok sirke çok işe yarıyormuş… Ha geldi ha gelecek derken işin magazinin tadına afiyetle vardık ve geçtiğimiz hafta ortası itibarıyla gerçek gündemle yüzleştik çok şükür: Türkiye’deki ilk vaka resmi kaynaklar tarafından açıklandı.

Kimine göre çok iyi bir kriz iletişimimiz, önlemlerimiz var. Kimine göre bu konuda iyi değiliz. Okullar tatil, iş yerleri uzun zamandır direndikleri evden çalışma konseptine hızlı ve sıcak bir karşılama yaptılar; AVM’ler nispeten boş, metrobüsler limon kolonyası kokuyor… Ekonomik ve sosyal anlamda bu süreçten ne kadar yaralı ya da ne kadar gururlu ayrılacağımızı zaman gösterecek.

Herkesin ilgi alanı, karın ağrısı kendine. Ben de dünyanın Korona günlüklerine baktığımda, kendi zayıf noktama en çok dokunan alanlardan biri ile ilgili iki kelam edeyim istedim.

Çok değil, daha bir hafta önce 8 Mart’ı andık. Toplumsal cinsiyet eşitliği diye yazdık, çizdik, bağırdık. Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir dedik, var olanı alma mücadelesinde hepimiz kendimizce sesimizi çıkarttık. Şirketler, devlet büyükleri bu konudaki mesajlarını yayınladılar. Tam da bir hafta sonra, virüse karşı önlemler kapsamında okullar tatil edilince, çocuklara bakan ‘annelerin’ rahatı için kamuda ve özel sektörde birçok şirket ücretsiz izin politikasını açıkladı. Duyarlı belediyeler, şirketler elbette oldu ve sadece annelere değil, ‘ebeveynlere’ olacak şekilde bu uygulamalarını güncelledi. Influencer’ların bazıları ise hemen bol etkileşimli içeriklerini üretti, çocukları ile evde kalan ‘anneler’ için iyi vakit geçirme önerilerini paylaştı. Bizim 8 Mart, her zamanki gibi balon olup uçuverdi.

Elbette bu gündemde derdin bu mu diyenler olabilir. Tek annelerin bile olsa, düşünülmesi güzel diyenler olabilir. Evet güzel, ama üzgünüm ki eksik. Her kriz kendi içinde bir fırsat barındırır. Topluma ne söylerseniz, dilinizden en çok ne çıkarsa kalp onu sahiplenir, davranışlara işlenir, alışkanlık olur. Çocukları ile vakit geçirmek için ‘ebeveynlere’ destek derseniz başka, ‘annelere’ destek derseniz çok başka anlaşılır. Samimiyetiniz uçar gider, vermek istediğiniz mesajların arkasında duramamış, onunla sadece reklam yapmış olursunuz.

Dediğim gibi, bu virüs ile birçok açıdan sınavı geçeceğiz, birçok açıdan da sınıfta kalacağız. Virüsün toplumsal cinsiyet eşitliği ile sınavında, gören gözler için birçok belediye eşitlikçi uygulaması ile çoktan ipi göğüsledi, birçok şirket destekleyici izin politikası ile itibarını yükseltti bile. Kalanlar için hala bir şans var. Samimi ve cesur olmak işinizi görecek, inanın.