Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Kadınlarım

4

Arkadaşlarınızın kağıt oynadığını, sizin kâh onları izleyip kâh başka şeylerle meşgul olarak orada bulunduğunuzu düşünün. Oyunculardan birisi kısa süreliğine yerini almanızı rica ediyor: onun yerine birkaç el oynayacaksınız. Sıranız geldiğinde kart atar ya da alır, elin sahibi gelene kadar oyunu idareye çalışırsınız. İşte, kendi hayatlarını böyle yaşayan insanlar var. Sanki başkasının yerine bir süreliğine oynuyormuş gibi. Geçmişi düşünmeden, yaşanan anın farkında ve içinde olmadan, çevreyi ve hayatı gözlemeden, yaşadıklarına kafa yormadan, “bu neden başıma geldi?” demeden. Hatalarını görmeye çalışmadan, ders çıkarmadan, öğrenmeden. Gelecek hakkında hayal kurmadan.

Ben hayatın ana fikrinin öğrenmek olduğunu düşünenlerdenim. Yaşadıkların ve yaşamadıklarından, mutluluklar ve üzüntülerden, doğrular ve yanlışlardan, kendinden ve başkalarından. Aynı zorlukları tekrar tekrar yaşadığımda o dersten kaldığımı, sıkıntının altında ezilip, öğrenilmesi gerekeni kaçırdığımı anlarım. Sonra o tecrübeyi bu farkındalıkla tekrar yaşadığında dersi alma ihtimalin artıyor. Çünkü hayat senin nereden baktığına bağlı olarak çok farklı manzaralar sunuyor, insanın kendi küçük basit yaşamına bile.

Sadece kendi yaşadıklarından değil başkalarının tecrübelerinden öğrenmek de var müfredatta. Beni ben yapan “kadınlarım”: Annem, anneannem, teyzem. Kadınlarımı çok erken kaybettim, ama verdikleri dersler bende kaldı. Sadece kendileri olup, yaşantılarına devam ederken benim hamurumu karıyorlarmış meğer. Bakarak, görerek ne çok öğreniliyor. Onlar benim heykeltıraşım ve fenerim oldular. Sonra halam, yengem, dostlarım, arkadaşlarım, konu-komşu, eş-dost. İçlerinde örnek aldıklarım, gıpta edip onlara doğru kendimi yonttuklarım. Bir de trafik işaretlerim var: yaptıklarıyla yanlışı öğretenler, hatalarıyla, kişilikleriyle “amann böyle olmayayım” dedirten kadınlarım. Onlardan nereye park etmemem gerektiğini, hangi yolun çıkmaz, hangi yolun tek yön olduğunu, nerede sollama yapılmayacağını ve bazı satıhların her koşulda bozuk olduğunu öğrendim. İyiyi ve kötüyü öğretenin değerini bir saymalıyız. Çünkü yolunu fenerler aydınlatıyorsa da yoldaki tehlikelerden trafik işaretlerini okuyarak korunuyorsun. Başta trafik işaretleri dediğim kadınlarıma öfkeliydim, itiraf etmeliyim. Acı çekmeme, üzülmeme, uykusuz gecelerime sebep oldular, evet. Ama şimdi, değerlerinin farkındayım. İyiyi görerek öğrendiğimiz gibi kötüyü de yaşayıp, kanlı canlı rastlayarak öğreniyoruz. Onların müfredatın bir parçası olduğunu ve aslında öğretmenim olduklarını anladım. Kızmıyor, yargılamıyor bazen onlar için üzülüyor ama en çok anlamaya çalışıyorum.

Madem kadınlarımdan bahsediyorum, o zaman atlayamayacağım iki grup daha var: yaşam destek üniteleri ve mücevher kutusu. İlkinde dostlar, arkadaşlar ve kız kardeş kurumu var. Nefessiz kaldığımda, ciğerlerim söndüğünde, kalbim ritmini kaçırıp kafası kesik tavuk gibi etrafa savrulduğunda. Ruhum dünyadan ve dünyeviden sıkıldığında, beni ben yapan kadınlarıma ve onların yanında küçük bir kız olmaya çaresizce ihtiyaç duyduğumda bana oksijen maskesini takan, nefesimi düzenleyen, başımı okşayan onlar. Değerleri öyle büyük ki anlatma çabam olmayacak.

Mücevher kutum ise yine dostlarım. Hepsi farklı taşlardan, madenlerden, hepsinin tasarımı, rengi, görünüşü bambaşka. Hep birlikte ya da tek tek ışıl ışıllar. Tek tek eline aldığında değerleri ne kadar yüksekse beraberken bir o kadar zor paha biçmesi. Sona en küçük kadınımı, kızımı bıraktım. Ben insanın en çok evlattan öğrendiğini tahmin bile edemezdim. Doğduğu andan itibaren her an, her gün ve her nefeste en büyük öğretmenim oldu.

Bir grup daha var ki bahsetmezsem bu yazı ilelebet eksik olurdu: tanımadığım kadınlar, dünyanın her yerinden ve tarihin her köşesinden diğer kadınlara omuz veren, ilham veren, destek veren, annelik, evlatlık, kardeşlik eden, öğreten, kurtaran, yaratan, çözen, bazen sesi bazen sessizliğiyle ben de varım diyen ve “karanlıkta yalnızım” hissini kopartıp atan kadınlar. Karınca kararınca bir çaba içinde öğretmeye, bir şeyler üretmeye çalışıyorsam eğer, sebebi tüm bu kadınlar ve o en son gruptaki kadınlara artı bir olabilmek değilse, nedir?

Photo by Dennis Magati from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Niyet

0

Evimde sevdiklerimle paylaştığım aşım eksik olmasın.
Az olsun ama öz olsun masadaki yemeğim
Doyarak kalkayım sofradan
Ne eksik ne de fazla
Anda kalıp her bir lokmanın keyfine vararak
Yarının planını ve dünün kederini bırakıyorum.
Bu andan başka ne var ki daha değerli olan

Duruluyorum ama beni durduran ne varsa ondan da kurtuluyorum
Söyleyemediklerimin yükünden
Kendimi hapsettiğim bariyerlerden
Hayal gücümü sınırlayan normlardan
Hepsinden özgürleşiyorum.

Şükrediyorum, deniyorum, yanılıyorum
Yılmıyorum, düşmüyorum ki kalkayım.
Sadece devam ediyorum.
Bu hayatta olmanın ayrıcalığının farkındayım.
Her gün bir şans, her gün bir mutluluk
Hayatı olduğu gibi kabul ediyorum.
Yaraları, nasır tutmuşlukları, kırıklıkları ile
Beni ben yapan acı, keder, mutluluk, aşk ne varsa ona saygı duyuyorum.

Sadeleştiriyorum
Ruhumu, evimi, arkadaşlarımı.
Nereye gidersem nezaketimi, sabrımı ve merhametimi taşıyorum beraberimde
Kontrol edemediklerimi bırakıyorum.
Güvenle ve sevgiyle
Hayatımı sadece ben yönetiyorum.

Photo by Nita from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Gerçek Sen’e Doğru Yol Almak: 40’lı yaşlar

2

40’lara merdiven dayayınca eski fotoğraflardaki gençliğin ve tazeliğin yavaş yavaş gittiği ile yüzleşiveriyorsun. Üniversite yılları, evliliğin ilk dönemleri, çocuksuz gezmeler, çocuklu hayat ve şimdiki ben. Her yıl saçlarım biraz daha beyazlamış, gözlerimin altındaki morluklar tıpkı anneminki gibi belirginleşmiş, güneş lekelerim artmış, belim kalınlaşmış, burnum giderek düşmeye başlamış. Bunlar çok da umurumda olmayan bedenimdeki fiziksel farklılıklar. Çünkü bedeni de bir makine gibi düşünmek lazım, zamanla yıpranacak, eskiyecek, boyası dökülecek, çünkü sürekli her yeni güne kendini hazırlamak için biz fark etmesek de durmaksızın çalışıyor.

Yaş aldıkça, hele bir de 40’a yaklaştıkça olgunluğun o tatlı hali, kendini olduğu gibi kabul etme evresi çok yaşanası. 20’lerde üniversite, iş telaşesi, 30’larda evlilik-çocuk treni, kariyer yükselişi, 40’lar kim olduğunu tam olarak keşfettiğin, tadını çıkardığın, dış seslere çok da kulak asmadığın altın evre bence.

Ömrün uzaması ile orta yaş ve yaşlı kavramları çok değişti günümüzde, önceden kadınlar zorlu yaşam şartları, çocuk doğurma esnasında ölüm sıklığı nedeniyle ortalama 35 yaşına kadar yaşarmış. Şimdi ise insan hayatı uzuyor, çocukluk ve gençlik yaşı aynı kalırken, bundan sonraki evreler değişiyor.

Bu sıralar Victor Frankl’ın kült eseri olan ‘’İnsanın Anlam Arayışı’’ kitabını yeniden okuyorum. İnsan hayatında, ‘’mutluluk’’ ve ‘’başarı’’ birincil amaç olmamalı, seçilen hayatta bunlar çıktı olarak kendiliğinden gelmelidir diyor. Günümüzde ise ben dahil yeni nesil tüm ebeveynlerin diline pelesenk olan bir laf var ‘’ Çocuğum mutlu olsun, gerisi önemli değil’’. Ama mutluluk o kadar göreceli ki, bana göre güneşin doğuşunu ılık bir bahar seherinde izlemek, sana göre o süper lüks evi alabilmek.

Peki insanın hayattaki amacı ne olmalı ki meyvesi mutluluk ve başarı olsun? İşte günümüzün kilit sorusu bu bence. Şanslı olmayanlardansan; zamanında bu sorunun cevabını bulamayıp, sadece para ve başarı için istemediğin bir işte çalışıyor olabilirsin! Veya yalnız kalmamak ve çocuk sahibi olmak için mantık evliliği ile mutlu aşık rolünü oynayarak, zaman kaybediyor olabilirsin!

İşte bu 40’lı yaşlar, senin için ‘’organik’’ olmayan, oradan buradan yama yapılmış her türlü ağırlığın atıldığı yıllar oluyor; örneğin çok iyi bir işin varken, apar topar işten ayrılıp kendi küçük butik işini kurman, seni üzdüğü halde uzun süre devam etmekte ısrarcı olduğu evliliğinden, başkalarına göre sebepsizce ayrılman olabilir. Ya da bu cesareti gösteremeyip, üstünü örtüp, yüzleşemeyip, içinde büyüyen o boşluk ile yaşamaya devam edenlerden olabilirsin, yani gerçek sen’e bir türlü ulaşamadan.

Ben bu aralar, yazma ve okuma keşfindeyim. 20’li ve 30’lu yaşlarıma göre çok daha fazla ve öznel hayallerim var! Ufak ufak ucundan çekmeye, sesli düşünmeye, dillendirmeye başladığım hayaller. Keşke bana uyan ve iyi gelen bu şeyleri çoook önceden fark edebilseydim diyorum kimi zaman, ama aile yönlendirmesi yetersiz olunca ve okulun tek tip insan yaratma modeline tam riayet ettiğim için çizginin dışına çıkma farkındalığında olamadım hiç. Bu yüzden, şu anki aklım farklılıklara, olmaz denilen şeylere hiç önyargılı değil, yeter ki üzerinde düşünülmüş ve benimsenmiş olsun. Mesela benim ikiz çocuklarımdan, kızım hem balerin, hem doktor, hem öğretmen olmak istiyor, oğlum ise hem mucit, hem sihirbaz, hem doktor olmak istiyor. Çok çalışırsanız hepsi de olabilirsiniz diyorum, kendi hayatlarında doğru yolu elbet deneye yanıla bulacaklar. Ama anneleri gibi 40’ından sonra olmasın mümkünse, öncesinde tavşan zıplaması ile yol alınırken 40’ından sonra kaplumbağa hızında ilerleyebiliyorsun hayallerine…

Photo by Jess Bailey from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Senin de Altın Çizgilerin Var mı?

0

Kintsugi, Japonların icadı olan, kırılan bir nesnenin kırıldığı yeri altın ile birleştirme sanatı…

Bir şey kırıldığında, altın tozu ile birleştirip kırıldığı yerden onurlandırarak, yeni bir değer katarak bambaşka bir forma getiriyorlar. Tam da Japon kültürüne uygun bir zarafet ile yaşanmışlığı yüceltiyorlar.

Ben, Kintsugi’nin insanlar için de geçerli olduğunu düşünüyorum…

İnsan da hayatta karşılaştığı çetin durumlarda incinip kırılabilir, yaralanabilir.

Ancak sonrasında, yaralarını sarar ve zamanla iyileşir.

Kimi zaman kendisine, kimi zaman yara almasına sebep olan kişi ya da durumlara kızabilir.

İsyan edebilir, ‘neden ben?’ ya da ‘hep mi ben?’ gibi sorular ile reddedebilir ya da inkâr edebilir.

Esas olanın, kişinin yaşadığı kırgınlık ya da yaralanma durumunu kintsugi sanatındaki gibi altınla birleştirerek tecrübesini ve yaşanmışlığını onurlandırması, gelişimi yüceltmesi olduğunu düşünürüm.

Gelin yaralandığımız durumlar, canımızı acıtan yerler için üzülmeyi bir kenara bırakıp bize kazandırdıklarına, elde ettiğimiz kazanca, sahip olduğumuz yeni güzelliklere bakalım, onları altın ile kaplayalım. Bu güzel sanatı hayatımızda da gerçekleştirelim.
İncindiğimiz, kırıldığımız yerleri altın ile birleştirelim ve tüm yaşanmışlıklarımızı onurlandıralım!..

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

#erkekyerinibilsin

0

Geçtiğimiz gün Twitter çok yerinde ve ‘Bunu nasıl daha önce düşünemedik?’ dedirten bir akıma şahit oldu. ruqinq adlı Twitter kullanıcısının ‘Kocam isterse çalışabilir’ cümlesi ile başlayan ve #erkekyerinibilsin hashtag’i ile devam eden kadınlarla ilgili cümleleri tersine çevirme fikri binlerce kullanıcının katılımı ile çok büyüdü ve Twitter’da trend topics kısmında zirveyi uzun süre korudu.

‘Erkek için en iyi meslek öğretmenlik’, ‘Kadının elinin kiri’, ‘Doktor hanım, ay pardon doktor bey’, ‘Poposu yere yakın erkekten korkacaksın’ , ‘Erkeği boş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya’, ‘Erkekten mühendis olmaz’, ‘Erkekler için mavi otobüs uygulamamız çok yakında’ , ‘Erkeklerde doğaları gereği liderlik vasfı yoktur’ bu akımda kurulan cümlelerden sadece birkaçıydı. Keşke sadece atılan birer twit olsaydı tabii bunlar, hâlbuki tam tersi herhangi bir kadının sıradan bir gününün son derece sıradan birer parçası hepsi.

Cümleler arka arkaya akışta yer almaya başladıktan sadece üç dört saat sonra ‘Öff sıkıldık’, ‘Tamam anladık artık komik değilsiniz’ tepkileri gelmeye başladı çoğunluğu erkek olan kullanıcılardan. Zaten kimse komik olmayı amaçlamıyordu, ortada en ufak bir şaka, abartma ya da hiç var olmamış bir cümle yoktu. Onun yerine dört saat bile tahammül edilmesi zor cümleleri bir ömür boyunca duyarak yaşayan milyonlarca kadın vardı.

Kötü park edilmiş bir araba görünce kurulan ‘Kesin kadın şofördür’ cümlesi ile ‘Kesin erkek şofördür’ arasında teknik olarak hiçbir fark yok mesela ama hiç kimse ne ikinci cümleyi kurar ne de ilkini yadırgar. ‘Karım ben yanındayken ne isterse giyebilir ama ben yokken dikkatli olacak’ cümlesi ile ‘Kocam ben yanındayken ne isterse giyebilir ama ben yokken dikkatli olacak’ cümlesi arasında da ne yazarken ne de okurken hiçbir fark yok, yine de ikincisi tarihte hiç duyulmadı ve ilkini hiç yadırgamıyoruz. Cümleler arasındaki tek fark kadınları küçük düşüren cümlelerin yüz yıllardır kurulması, söylenmesi ve bir noktada neredeyse tek gerçek kabul edilmesi.

Belki daha önce bunu defalarca düşündünüz, belki bu akım her şeyi gözden geçirmek için ilk defa bir fırsat oldu bilmiyorum ama lütfen kurduğumuz cümlelere dikkat edelim, lütfen ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun. ‘Aman canım bundan da ne olacak?’ demeden kelimelerimizi doğru seçelim çünkü ne söylediğimiz ne yaşadığımız oluyor bazen. Kadın şoförlerin gerçekten erkeklerden daha beceriksiz olduğuna inanmışken buluyoruz kendimizi mesela ya da farkında bile olmadan çok güçsüz sanmaya başlamışız kendimizi bir bakıyoruz ki. Eşitlik hem dilimizde hem de gerçekten hayatımızın tam orta yerinde olsun dilerim.

Photo by Felix Mittermeier from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.