Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Cesareti armağan edebilir misiniz?

0

Rutininde giden bir evlilik. Çocuklar artık kendilerine yetebiliyor. Evde insanları huzursuz edecek tartışmalar yok. Her şey sakince ilerlerken yaz tatilleri hayal ediliyor.

Anne ve baba çocuklarının geleceklerini planlıyorlar. Onlar için birçok şeyden vazgeçip, ileride vicdanlarına verecekleri cevapların hesabını tutuyorlar.

Ya arka bahçede neler oluyor dersiniz?

Evliliklerin gizli arka bahçeleri. Çocuklar huzursuz olmasın diye susan anne ve babalar. Kendilerinin erkek ve kadın olduklarını unutan bireyler. Özgünlüklerini çocuk yetiştirmek uğruna feda eden insanlar. Doğal olmayan ebeveynler. Ders vermek için “-miş” gibi yapan anne-babalar.

Çocukların hakikati görmeyeceğini sanıyorlar. Halbuki onlar iyiyi, kötüyü, huzuru, huzursuzluğu, sevgiyi ve sevgisizliği kodlarında getiriyorlar. Dünyaya gözlerini açtıklarında biliyorlar. Saklayamazsınız.

Minik bir bebekken bedenen zayıf olsak da o zayıflıkta bambaşka güçler gizli. Kendinizi kandırabilirsiniz ama çocuklarınızı asla!

Onlara cesur anne-babalar vermelisiniz! Hatalarıyla ve başarılarıyla yalın bir insan olmanın gücünü göstermelisiniz.

Ben bir boş boğaz… Ne çocuğum var ne de bir çocuk getirmek istiyorum dünyaya. Sizin hormonlarınızdan ve yaşamınızdan zerre haberim yok… Ama bir annem ve bir babam var.

Onların hep kusursuz olmasını bekledim, onlar da benim öyle olmamı istediler. Çok kızdım onlara, uzaklaştım. Bazen kendimi suçladım ama daha çok onları…

Şimdi bir evlat olarak siz anne ve babalara tavsiyelerim olabilir diye düşünüyorum.

Büyük değişimler yaşıyoruz. Kimi zaman bunu saklıyor ve bastırıyoruz. Hayatımızdaki rutinler bozulmasın, kimse mutsuz olmasın diye yutkunuyoruz. Yani ben yapmıyorum ama siz yapıyor olabilirsiniz!

Aileniz sizden ne çok şey sakladı bir bilseniz… Sağlamasını yapmak isterseniz kendi ilişkinize bakın. Çocuklarınızı korumak için ne kadar çok şey saklıyorsunuz. Gizli gizli ağlıyorsunuz, kızaran gözlerinizi görmesin diye minikler, saçma sapan bahaneler uyduruyorsunuz ama görüyorlar.

Gerçek ihtiyaçları, yaşama cesur bir şekilde devam edecek gücü onlara vermeniz. Gözyaşlarını utanmadan akıtabileceklerini bilmeliler. Deli gibi aşık olduklarında da, terk ettiklerinde de, terk edildiklerinde de öğrendiklerinden ve deneyimlerinden ders çıkarabilecek cesaretleri olmalı.

Korktukları için kaybetmemeliler, kaybedeceklerse denedim ama olmadı, cesaret ettim ama olmadı diyerek kaybetmeliler! 

Karakterlerini sevilmek için gizlememeliler. Sevilmek uğruna hoşlanmadıkları şeyleri yapmak zorunda değiller. Hayır demenin özgürlüğünü hediye edin onlara! Bunu siz öğretmezseniz başkaları zorla öğretecek.

Her çocuk ayrı karakterler getirir hücrelerinde. Savaşçı kızlar, terzi erkekler, avcı kadınlar, aşçı erkekler olur bu dünyada. Kadın-erkek herkese bir iş düşer ve kimseyi memelerinin büyüklüğü ayıramaz birbirinden. Hiçbir ayıp hapsedemez özgür kafaları.

Nasıl tutkuyla sevilir, yıkıldığında nasıl ayağa kalkılır, nasıl kavga edilir,  nerede pes edilir ve yeniden nasıl başlanır…

Bunları öğrenmek yıllarımı aldı. Annemin hüznünü yıllarca kalbimde taşıdım. Ruhum, ilk bulduğu fırsatta o hüznün çukuruna yuvarlanıverdi.

Annem gibi çok mutsuz kadın gördüm. Hayatları erkek hegemonyasında sönüp gitmiş kadınlar…

Ya da annesinden mutsuzluğu ve melankoliyi miras edinmiş kadınlar… Genetik bir miras mı acaba bu coğrafyada kadınların hayatına yazılan keder? Yoksa mutsuzluğu öğrenmek mutluluğu öğrenmekten daha mı kolay? Mutluluk da öğrenilebilir… Sence de öyle değil mi?

Mutluluk uzak diyarlardan çıkıp gelmesi beklenen Anka kuşu mudur? Neşe de miras olarak kalabilir annelerinin güzel kızlarına.

Babaannemden kalan eski saat gibi, seçebilirim neyin benimle kalacağını. Mutluluğu ve cesareti miras olarak bırakabilir misiniz? Her şeye rağmen dingin ve mutlu çocuklar yetiştirebilir misiniz? Ben becerebilir miyim bilmiyorum mutlu bir çocuk yetiştirmeyi. Belki bir gün anne olursam ona neşeli bir anne bırakabilirim.

33 yaşında hayır demesini öğrenmiş, herkese, her şeye ve en önemlisi kendine rağmen cesur bir yaşam sürebilmeyi acıyla öğrenmiş bir insan evladıyım.

Cesaretin buz gibi, yeşil sularına daldığımdan bu yana gözlerim göğün mavisini, içimin kırmızısını keşfetti…

Süresiz nafaka ile ilgili yanlış bilinenler

0

Normalde 1 sene olan yoksulluk nafakası neden süresiz hale getirildi? Yoksulluk nafakasından sadece kadınlar mı faydalanır? Bir gün evli kalanlar bile bu nafakaya hak kazanabilir mi?

Bir süredir gündemi meşgul eden, “erkekler tarafından” nafaka mağdurları gruplarının kurulmasına yol açan bir gündem var: Süresiz yoksulluk nafakası. Son olarak Yargıtay Daire Başkanı Ömer Uğur Gençcan, bir meslek içi eğitim seminerinde verdiği skandallarla dolu demecinden sonra bu konu iyice ısındı. Bilhassa hukukçular tarafından saptırılarak iletilen ayrıntılar sebebiyle konu hepten yanlış anlaşılıyor.

Bir kere normalde 1 sene ile kısıtlı idi sonradan ne oldu da süresiz hale getirildi açıklaması külliyen bir manipülasyondan ibarettir. Çoğumuzun bildiği üzere Türk Medeni Kanunu İsviçre’den alınmıştır. (Esas alınan mevzuata hukuk jargonunda mehaz denir.) Mehaz İsviçre Kanunu’nda yoksulluk nafakası zaten süresizdir. Türk Medeni Kanunu’nda 1 senelik süre ile kısıtlamanın yaratmış olduğu infial fark edilince kanunda “süresiz olarak verilebilir” imkanı tanınmıştır.

Buradaki “verilebilir” ve “imkan” kelimelerine özel önem vermek gerekir. Kanunda bu bir zorunluluk olarak düzenlenmemiştir. Hakimler takdir yetkileri kapsamında somut olayın koşullarına göre süresini ve miktarını belirlerler. Evlilik süresi, müşterek çocuklar, eşlerden birinin evlilik sebebiyle işten ayrılmış olup olmadığı, eğitim durumları – mesela erken yaşta evlendirmeler sebebiyle bir eşin eğitim hakkına erişiminin engellenmiş olması -, ev içi emek gibi hususlar dikkate alınır. Nafakanın sona erdirilmesi için süresiz olmasını gerektiren şartların ortadan kalkıp kalkmadığına bakılması gerekir.

Kanunun açık hükmü gereğince “Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararı ile kaldırılır”.  Görüldüğü üzere zaten sürenin devamı için yoksulluğun da devamı şart. Ayrıca zaten boşanma konusunda daha ağır kusurlu olan eş yoksulluk nafakası alamaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihadında mesleği/yeteneği olup da bunu bilerek kullanmayan eş yoksulluk nafakası alamaz. Eşiyle aynı parayı kazanan eş yoksulluk nafakası alamaz. Bu somut durumlar çoğaltılabilir.

Burada gözden kaçırılan ve esas önemli olan husus nafaka alacaklısının kadınlar olması üzerinden argüman üretiliyor olmasıdır. Düzenlemede herhangi bir cinsiyet belirtilmemiştir, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek eş nafakaya hak kazanır. Fakat fiiliyatta bu eş hep kadındır. Peki neden kadınlar boşanma sebebiyle yoksulluğa düşer?

Erken yaşta evlendirmelerle kadınların eğitime erişim hakları engellendiği için.

Bu şartlarda güvencesiz sektörlerde ve düşük ücretle çalışanlar kadınlar olduğu için.

Kurumsal hayatta eşit işe eşit ücret ödenmediği ve cam tavan engeli aşılmadığı için.

İşyerinde cinsel taciz meselesinin önünde kalıcı çözümler yaratılmadığı için.

Çocuk sahibi olma yükümlülüğünü sadece anne üzerinde bırakan, babaları bu yükümlülükten azade eden zihniyette ev içi rollere hapsedilen kadınlar tam zamanlı istihdamdan dışlandığı için.

Yoksulluk nafakasını konuşurken nafaka kelimesinden ziyade biraz da yoksulluk ayrıntısını konuşalım. Kadınlar neden yoksul kalan oluyor? Evlenme sebebiyle işten ayrılan kadının kıdem tazminatına hak kazanabilmesi hükmünde olduğu gibi hukukun bile kadına evlenince evinin kadını olmasını öngörmesinden olabilir mi? Evlenince evinin kadını olan, doğum yaptıktan sonra çocuk bakımında kocası tarafından yalnız bırakılan, bakıcı ücretleri-kreş fiyatlarının maaşının yarısından çoğuna denk gelmesi sebebiyle işi bırakıp evde çocuğuna bakma kararı almmasından olabilir mi? Çocuk biraz büyüyüp de kadın işe dönmek istediğinde “çocuklu kadın” önyargısından ve evde geçen seneler sebebiyle işe alınmamasından, alınsa bile daha alt pozisyonda düşük ücretle çalışmasından olabilir mi? Her uygulamada evli-çocuklu kadına ait olduğu yerin “ev” olduğunu gösteren sistemin boşanan kadına “iş”in yolunu göstermesi ikiyüzlülük değil de nedir?

 

Cezaevinde caz konserleri başlıyor!

0

Ünlü jazz müzik sanatçılarından Dilek Sert Erdoğan, “Hükümsüz Caz Konserleri” projesi kapsamında cezaevindeki kadınlar için şarkılar söyleyecek.

Edirne Kadın Girişimciler Kurulu işbirliği ile hayata geçirilen proje, Avrupa Birliği Edirne Bilgi Merkezi’nin de desteğini aldı. Aynı zamanda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da izniyle gerçekleşecek olan konserler, toplumun farklı kesiminden kadınları caz müzik ile bir araya getirmeyi hedefliyor.

Konserlerin ilki 4 Mart 2019’da Edirne Kadın Cezaevi’nde, ikincisi ise 6 Mart 2019’da İstanbul Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde yapılacak. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü çerçevesinde hazırlanan proje kapsamında ilerleyen zamanlarda da konserler organize edilmesi planlanıyor.

Cezaevindeki çocuklar için oyun alanları düzenlenecek

Hükümsüz Caz Konserleri projesi ekibi, cezaevinde annesi ile birlikte kalan çocuklar için de bir sürpriz planlıyor. Gönüllü duvar ressamı Kadriye Kolaş, proje dahilinde cezaevindeki çocukların yaşam alanlarında bulunan gri duvarları renklendirecek ve çeşitli resimler yapacak.

Projeye katkıda bulunmak isteyen gönüllülere de bir çağrı var: Çocuklara yönelik bahçe aydınlatmaları alarak çocuk yaşam alanlarının güzelleşmesine yardımcı olabilirsiniz. Edirne ve Bakırköy cezaevlerinde kullanılmak üzere 15 adet bahçe aydınlatmasına ihtiyaç var. Aydınlatma lambalarının mümkünse çizgi film karakterli veya çeşitli renklerde olması isteniyor.

 

Bu ülkeden bir Ayşen Gruda geçti!

0

Türk sinemasının emektar isimlerinden Ayşen Gruda, geçtiğimiz ay aramızdan ayrıldı. Kale Grubu sponsorluğunda hazırladığımız İlham Veren Topuklar köşemizde bu hafta unutulmaz oyuncuyu anlatmak istedik…

Yeşilçam filmleri hepimizin gözünün bebeği… Kimi zaman hüzünlü, çoğu zaman hepimizi güldüren bu filmlerin en meşhur, en sevilen isimlerinden biriydi Ayşen Gruda. Kendine has güzelliği ve esprileri, başarılı oyunculuğu ve tarzıyla aklımıza kazınan büyük oyuncu, 74 yaşında pankreas kanseri nedeniyle aramızdan ayrıldı.

“Kendimi intihar edeceğim!”, “annem göster ama elletme dedi”, “ay ne hoş adam”, “cinsi sapık” ve kendi icadı olan ‘gerzek!’ sözleri hala dilimizde, sesi ve kahkahası kulaklarımızda…

Ayşen Gruda kimdir?

Ayşen Gruda (ilk ismiyle Ayşen Erman), 30 Kasım 1944 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta komşularının taklidini yaparak ailesini güldürürdü ve oyunculuğa doğal bir yeteneği olduğu biliniyordu. 1960’lı yıllarda, Tevfik Bilge’nin Turne Tiyatrosunda profesyonel oyunculuğa başladı.

1965 yılında Ankara Meydan Tiyatrosu’nda oyuncu olan Yılmaz Gruda ile evlendi ve bu evlilikten Elvan adında bir kız çocukları oldu. Boşandıktan sonra da “Ben artık bu isimle tanınıyorum” diyerek Ayşen Gruda ismini kullanmayı sürdürdü.

1966 yılında “Ve Silahlara Veda” filminde oynayarak ilk kez bir sinema filminde rol aldı.

1977 yılında bir televizon programı için hazırlanan bir skeçte ‘Domates Güzeli Nahide Şerbet’ karakterini canlandırdı ve bu rolüyle meşhur oldu. Yakın zamanda bir röportajında “Domates Güzeli rolü ile ben içimdeki Kavuklu’yu yakaladım” diyen Gruda, sonrasında çeşitli tiyatro oyunları için de teklifler almaya başladı.

Ünlü Yeşilçam yönetmeni Ertem Eğilmez ile tanıştıktan sonra ise kariyerinin dönüm noktasını yaşadı. Yakın dostu Adile Naşit sayesinde ünlü yönetmenle tanışan Gruda, 70’li yılların sonuna doğru Hababam Sınıfı, Tosun Paşa, Süt Kardeşler gibi bugün efsaneleşmiş Yeşilçam filmlerinde oynadı ve artık ülke çapında ünlü bir oyuncu haline geldi. Sonrasında da birçok televizyon dizisi, tiyatro oyunu ve 50’nin üzerinde sinema filminde rol aldı. Türk sinemasının ünlü isimleri Adile Naşit, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Münir Özkul gibi duayen isimlerle pek çok projede yer aldı.

Bir süredir pankreas kanseri ile mücadele eden Ayşen Gruda, 23 Ocak 2019’da aramızdan ayrıldı. Hastalığını duyurmamayı tercih eden oyuncu, ölümünden 5 ay önce Ekşi Sözlük’ün soru-cevap etkinliğine katılarak kendisine sorulan soruları cevaplamıştı.

“Mutlu bir kadınım”

En bilindik filmlerinde Ayşen Gruda’yı hep evlenmek isteyen ama bir türlü evlenemeyen genç kız rollerinde görmüştük. Bu ‘evde kalmış kız’ rollerinin kendisini nasıl etkilediği sorulduğunda ise “ben oynadığım rollerden farklıyım, hayatı, aşkı dolu dolu yaşamış bir kadınım ben” diye cevaplamış, her fırsatta kendisiyle barışık bir kadın olduğunu dillendirmiştir…

Hiç durmadan çalıştı, emek verdi. En son Ekim 2018’de gösterime giren Sevgili Komşum filminde oynadı, ‘Deli Kadın’ adlı interaktif stand-up oyunuyla sahneye çıktı. Aramızdan ayrıldı ama onun enerjisi, bakış açısı ve güzelliği asla unutulmayacak…

Bu web sitesinin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Dijital Topuklar’a aittir ve sponsorun görüşlerini yansıtmamaktadır.   

Valentin’i hatırla!

0

Şubat ayının başında “start” derler reklamlara; pırlantacısı, çiçekçisi, çantacısı, ev aletçisi, yapı marketi bile! Tüketime dair ne varsa reklamı dönmelidir artık “Sevgililer Günü Kampanyası” bıdı bıdılarıyla!

Oysa 14 Şubat’ın kökeni irdelendiğinde farklı efsanelerle karşılaşılıyor…

14 Şubat’a Farklı Bakış

Orta Çağ boyunca, Fransa ve İngiltere’de 14 Şubat’ta kuşların çiftleşme mevsiminin başlangıcı olduğuna inanılmaktaydı. Böylelikle 14 Şubat’ın Romantizm Günü olarak adlandırıldığı da ileri sürülüyor.

Sevgililer Günü’nün Kökeni: Doğurganlık Festivali

15 Şubat tarihi Roma tarım tanrısı Faunus’a ve ayrıca Roman kurucuları Romulus ve Remus’a adanmış bir doğurganlık festivaliydi. Emirlere göre Luperci üyeleri, bir dişi kurt ve lupa tarafından bakıldığına inanılan mağarada toplanarak, bereket için keçi, arındırma işlemi için ise köpek kurban edilecekti. Korkunç olmaktan ziyade, Roman kadınları, bu köpek ve keçi etleriyle hafifçe tokatlanırdı. Kadınlar bu dokunuşu memnuniyetle karşılayacaklardı çünkü gelecek yıl onları daha verimli hale getirdiğine inanılıyordu.

Romalı St. Valentin ve İmparator Cladius

Eski Roma’da savaşlar devam ediyor ve artık erkekler, eşlerini bırakmamak için savaşa gitmek istemiyorlar. Katolik Kilisesi’nin katı kuralları var, Viktorya Dönemi’nde İmparator 2. Cladius kesin bir emirle “Aziz Valentin artık nikah kıymasın” diye emir veriyor. Fakat Aziz Valentin, aşkın gücüne ve saflığına inandığından gizli saklı köşelerde gençleri evlendirmeye devam ediyor. Bunu duyan zorba imparator, Aziz Valentin’in katlini onaylıyor.

Bu efsaneden hareketle, 14 Şubat; sevgiyi ve saflığı, zorba bir imparatorun elinden alan Valentin’in ruhuna ithaf edilmektedir.

Kadın Cinayetleri ve Sevgililer Günü Paradoksu

Cladius gibi zorbalarla karşılaşıyor yine Valentin’ler. Asılıyor, kesiliyor ve artık sesini çıkaramıyor Valentin! Bazı kadınların adı bile duyulmuyor artık gazetelerde. Kemikleri 6 saat boyunca yakılıyor bırakın sesi, ölümü bile yaşanmamış olsun istiyorlar, varlığı bile yok olsun! Olabilir mi böyle bir şey? Bu zamanda oluyor işte!

2010’dan bugüne kadar 1972 kadın öldürülmüşken bu hediyeler ile gerçekten sevginizi hissedebiliyor muyuz beyler?

Yok!

Sokakta, dolmuşta, yemekhanede, ofiste ‘bacınız’ olduğumuzun farkındayız fakat artık birçoğunuz Cladius gibi kendi çıkarını düşünen bir imparator sanıyor kendini, öyle büyütülmüş, kadınların sahibi sanıyor kendini görgüsüz bir milyarder mesela! Biliyoruz ki, 13. kattan aşağı atabilecek kadar adamlığınız da var ama sevgilinize veya kardeşinize de özgürlük vaat etmenize, onlar bile inanıyor mu mesela?

“Aşkın katli hala yasal değil!”

Baldıran zehirleriyle kandırılmasın artık kadınlar…

Evlilik vaadiyle satılmasın bedenler, uyuşturulmasın, korkutulmasın!

Tatlı sözlerle, pahalı hediye ve kuruyacak çiçeklere kanmasın artık kızlarımız, artık şunu haykırmalıyız “Aşkın katli hala yasal değil!”

Umut Var!

Her zaman doğru kazanır! Viktorya Dönemi’ndeki olayın 2019 yılına kadar taşınması ve globalleşmesi ile “doğrunun” genelgeçer bir çizgisi olduğu kanıtlanmış durumda. Cladius’a adanmış bir günün bile olmaması; zorbanın, zorbalığın katı kurallarla bile boyun eğdirilmediğini yeterince açıklıyor. Ayakları yere basan, kendine güvenen, aşka, dostluğa, dürüstlüğe ve adalete inanan Valentin için, Valentin’in tüm yasaklara rağmen aşka inancını koruduğu için 14 Şubat Sevgililer Günü’nde farklı bir bilinçle yaşamak isteyenlere ve sırf bu coğrafyada etek giydi diye, dolmuşa bindi diye yarın aynısı “bizim de başımıza gelecek” diyen tüm kadınlara ithaf edilmiştir.

Ne kadar zor zamanlar geçirsen de, Valentin’i hatırla!