Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Cüret etmek (de) birlikte güzel

0

Türkiye’nin ilk ve tek dijital kadın zirvesi Dijital Topuklar’ın dördüncüsü #cüretet teması ile bu sene gerçekleşti. Ne mutlu bana ki geçen sene olduğu gibi bu sene de zirveye katılma şansı buldum. Hem geçirdiğim o güzel günü bir kere daha düşünmek hem de gelemeyip de zirveyi merak edenler için biraz anlatmak isterim.

Çok dolu ve özenle hazırlanmış bir içerik vardı bir kere. Bir tek konu, bir tek konuk bile öylesine, ‘Neyse o da öyle olsun bu sefer’  diyerek, etkileşimi arttırsın, tık getirip daha çok konuşulsun diye, ‘Bu sene bu çok moda aman bunu atlamayalım’ diye getirilmemişti oraya. İçeriği belirleyen Elif Doğan ve Perihan Çıragöz sahnede anlatılan, konuşulan ne varsa gerçekten merak ediyorlar ve paylaşılmaya, üstünde düşünülmeye değer buluyorlardı belli ki. Böyle olunca da konuşmacılar kendilerini açtı, paneller de tadına doyulmaz geçti tabii çünkü anlatılan ne olursa olsun içinde samimiyet olmadan hep eksik kalır ya, işte Dijital Topuklar’da böyle olmadı. Bu samimiyetin yansıdığı tek yer paneller değildi elbette, izleyiciye de daha içeriye girer girmez farklı bir enerji veriyordu ortam. Zirvenin hemen başlarında sunucu Gözde Aral Ocak’ın (ki gün boyu çok tatlı bir sunum yaptığını eklemek isterim) verdiği cesaretle koca bir salon dolusu insanın Çember söylediğini gördü bu gözler desem, bu enerji kısmını daha iyi anlatmış olabilirim belki. Şu topraklarda nefes alıp da ‘Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın’ diye başlayan o şarkıyla dünyanın en duygusal reaksiyonuna girmeyen insan var mıdır zaten?

Ses terapisti Robert Sussuma ile yaptığımız egzersiz ile başlayan günün (ki sırf o söylemeye cüret etmek istediğimiz şeyi ağzımız kapalı içimize söyleyelim ve sonra patttt diye en heyecanlı yerinde ağzımızı açıp dışarı haykıralım anı için bile iyi ki gelmişim diyebilirdim) benim için en heyecanlı ve ilham verici anı sanırım (sanırım diyorum çünkü seçmek çok zor,) Cüret Eden Çocuklar paneliydi. 9 yaşında bir kız çocuğunun çatır çatır ‘Erkeklerin kızlar futbol oynayamaz demesi bence çok hatalı’ deyişindeki o heyecan, haklı olmanın güveni ve bir yandan da dünyanın en normal ve sıradan haberini veriyormuş gibi duran o olağanlık aklımdan hiç çıkmayacak mesela, çıkmasın da zaten çünkü en daraldığım zamanlarda tam da oradan umut toplayabilirim. Emre Öğretmen’in öğrencileri ve onlara duyduğu sevgi, Atlas’ın iklim kaygısı ve bunun için yaptıkları, Sera’nın o gencecik yaşında bir sürü çocuğa verdiği umut ve ‘Neden müzik perisi diyorlar diye merak edersiniz belki’ deyişindeki onun yaşının üç katı koca koca insanların bile yanına yaklaşamadığı o mütevazılığı ve tabii Ezel’in sahaya çıkma cesareti aklımdan da kalbimden de hiç çıkmayacak. Hiçbir şey olmasa bu çocuklara güzel bir dünya borcumuz var ve hep birlikte bunu aklımızda tutsak o bile büyük bir başlangıç olacak.

Ayıla bayıla izlediğimiz diğer panelleri teker teker saymak istemiyorum zira birini atlarım ve çok ayıp etmiş olurum diye korkuyorum. Her birinde tek kelime kaçırmadan dinlemekle cümleleri not almaya çalışmak arasında gidip geldim sürekli, bir yandan bir sonraki panelin heyecanı vardı bir yandan da ‘Aaa bitti mi hemen? Biraz daha sürseydi’ hissi. Eğer zirveye katılamadıysanız videolar yayınlandığında izlemenizi çok öneririm ve dilerim. Ben şahsen gidip birkaç kere daha izleyeceğim.

Günün sonunda ortamdaki güzel enerjiden ve birbirinin yurdu olmaya cüret etmiş ne de çok kadın olduğu gerçeğinin sevincinden gevşemiştim bir nevi, sanki sürekli omuzlarımda duran ağrı azalmış gibiydi. Hayatın karmaşasında kızdığımız, kavga ettiğimiz, bazen nefret ettiğimize inandığımız bir sürü insanla aslında nasıl da benzer yollardan geçtiğimiz ve nasıl görünürlerse görünsünler herkesin kendi savaşını verdiği de zirvenin sonunda aklımda kalan bir diğer şeydi. O salonda birlikte Çember söylediğimiz, konuşmaların aynı yerinde gülüp aynı yerinde ağlamamak için zor tuttuğumuz onlarca kadınla başka bir yerlerde karşılaşsak bir vesile ile birbirimize kızacaktık mesela belki, çok farklı insanlar olduğumuza inanacak, ‘Benden uzak ol da ne yaparsan yap’ diyecektik belki de. Belki de kimseyle düşündüğümüz kadar farklı değiliz, arayınca herkesle uzlaşacağımız bir nokta var. En azından Çember var. Bunu hiç unutmamayı dilerim. Bir sonraki zirvede görüşmek dileğiyle.

İş Yaşamında Cinsiyet Eşitliği

0

Bu hafta dokuzuncusu düzenlenen TEGEP Eğitim ve Gelişim Zirvesi’ne katılma fırsatım oldu. İki gün boyunca ana ve paralel oturumlarla süren etkinliğin teması akıştı. Oturumlardan biri de “İş Yaşamında Cinsiyet Eşitliği” üzerine olunca kaçırmak istemedim. Toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan Dr. Canan Aratemur Çimen ve Dr. Ece Paralı Öztan, kendi işyerimizde ve eğitimlerimizde farkındalığın ötesine nasıl geçebileceğimizi tartıştı. Benim için oldukça bilgilendirici bir seanstı, aldığım notları paylaşmak istedim.

Zirvenin teması ile oturumun konusunu ilişkilendirecek olursak, cinsiyet ayrımcılığına uğrayan kişinin, akıştan ya da andan koptuğu bir gerçek. Peki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl çözebiliriz? Bu sorunu çözebilmek için önce sorunu iyi tanımlamak gerekiyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavram olarak nedir?

Toplumsal cinsiyet eşitliği “kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımları” olarak tanımlanıyor. Genelde ülkemizde cinsiyet dendiğinde cinselliğin algılanması durumunun yaygınlığı üzerine, cinsiyetin biyolojik olarak atanmış olduğunu vurgulamak gerekiyor. Biyolojik olarak atanmış cinsiyetler dişi ve erkek. Öte yandan, dünya nüfusunun %1,7’sini oluşturan intersex bireylerin sayısı, doğuştan kızıl saçlı bireylerinkiyle neredeyse aynı.

Kavramın farkında olan kurumlar, HeForShe ya da WEPs (Kadının Güçlenmesi Prensipleri) gibi kampanyalara imza atıyor. Bu kampanyaları imzalamaları konuyu içselleştirdikleri anlamına gelmiyor.

İş yerinde klişeleşmiş, doğru bilinen yanlışları ya da eksik bilinenleri ortaya koymak kavramın doğru anlaşılması için önemli.

1. Eşitsizlik sadece sayılarla ilgili değildir.

Sayılar önemli, fakat sayıların daha dengeli olması ayrımcılığın olmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin bankacılıkta, kadın-erkek sayısının daha dengeli olduğu bir sektörde, eşitsizlik ya da ayrımcılık yok diyebilir miyiz?

2. Eşitsizlik sadece farkındalıkla ilgili değildir.

Çoğu kurum için, 8 Mart etkinlikleri yapmak, yapılması gerekenler listesine bir “tik” işareti koymak gibi. Oysa ki, bu farkındalık örgütsel kültürün tamamına yayılmalı. Marka imajı, tedarikçi seçimi, şirkette kullanılan dil, babalık hakları… Toplumsal cinsiyet eğitimi verip, sadece erkeklerin katıldığı başka bir eğitim ya da toplantı düzenleyen şirketler var.

3. Eşitsizlik sadece kadınlarla ilgili değildir.

Cinsiyet eşitsizliği sadece kadınlarla ilgiliymiş gibi algılanıyor. Bu mesele iki cinsiyeti de ilgilendiriliyor. Egemen erkeklik normuna uymayan erkekler, para sahibi, beyaz, heteroseksüel, ya da sağlıklı olmayan erkekler de ayrımcılığa uğruyor.

4. Eşitsizlik sadece “tercihlerle” ilgili değildir.

Türk Dil Kurumu’nun “kadın” tanımına bakıldığında şu ifade görülüyor: “Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan”. Bu tanım, cinsiyetçi kodların kültürün zemininde olduğunu gösteriyor.

5. Sadece ayrımcılık yapmayarak eşitlik sağlanmaz.

Günümüzde eşitlik, aktif bir eylemde bulunmakla ilgili.

6. Eşitsizlik sadece yükselmekle ilgili değildir.

Eşitsizlik ve ayrımcılık, işe giriş aşamasında başlıyor. Çoğu kadın, kadın olduğu için eğitim geçmişine ve iş tecrübelerine bakılmaksızın CV tarama aşamasında eleniyor.

7. Eşitsizlik sadece işyeri ile ilgili değildir.

Kadınlar sadece işyerinde, işe girebilme ve yükselmede çeşitli engellerle karşılaşmıyorlar. İş hayatı öncesinde de, eğitimin çeşitli aşamalarına eşit olarak erişemiyorlar.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının metaforlar cennetine giderek, İngilizce’den dilimize çevrilmiş bazı benzetmeleri anlamak, yaşanılan durumları daha iyi ifade etmeyi sağlıyor. Aktarıldığında diğer kişilerde “bunu ben de yaşamıştım” hissi yaratıyor.

Cam Tavan

Ayrımcılık sebebiyle kadınların başarılarına bakılmaksızın, yükselmelerini engelleyen, açıkça görülmeyen ve ifade edilmeyen engellerin tamamı.

Yatay Ayrışma

Cinsiyete göre mesleki ya da sektör ayrımı. Örneğin, mühendisliğin ya da otomotivin erkek egemen, öğretmenliğin ya da hemşireliğin kadın egemen olması.

Görünmezlik Paradoksu

Erkek yoğun mesleklerde ya da sektörlerde kadınların yaşadığı ikili görünmezlik.

Cinsiyetleri bakımından görünür olduklarında mesleki olarak görünmez olmaları, mesleki olarak görünür olduklarında ise cinsiyet olarak görünmez olmaları.

Görünmezlik paradoksu kavramı, yakın zamanda okuduğum bir haberi hatırlattı;

Kadın odaklı çalışma alanının CEO’su ve kurucu ortağı, bir işletme dergisine kapak olan ilk hamile CEO oldu. 32 yaşındaki Audrey Gelman, diğer kadınlara, aynı anda hem işi yönetip hem de aile kurabileceklerini göstermek için hamileliğini göstermeye karar vermiş. Ekim ayında çıkacak derginin kapağındaki bu pozuyla Gelman, kadınları görünmezlik paradoksundan çıkmaları için teşvik etmiş diyebiliriz. Bu hareketiyle sosyal medyada,  Hillary Clinton dahil olmak üzere, pek çok kadının desteğini almış.  (Kaynak: Adweek)

Cam Asansör

Kadınların yoğun olduğu mesleklere giren erkeklerin hızla yükselmesi.

Dikey Ayrışma

Organizasyonda yukarı doğru çıktıkça, kadın sayısının azalması.

Yapışkan Zemin

Süreklilik arz eden işlerde kadınların sabitlenmesi. “Titizsin, detaycısın, sabırlısın… Böyle devam et…”

Cam Duvar

Yönetim seviyesine çıkabilmesi için, kadınların önüne her seferinde yeni koşullar konması. “Yükselebilirsin ama bunu da yaptıktan sonra….”

Cam Labirent

Kadının yeni deneyimler arasında kaybolması, yapışkan zeminlere eklenen cam duvarlarla oluşan durum.

Sembolikleşme

Yükselen kadının, iyi ya da kötü olarak sembolleşmesi. “O da çok hırslıydı…”

Sızdıran Burun

Kadınların tek tek, meslekten uzaklaşması.

Çifte Mesai

İş mesailerine ek olarak, erkeklerin, 45 dakika ev mesaisi yaparken, kadınların 4 saat ev mesai yapması.

Annelik Cezası

Anne olan ve olmayan kadınlar arasında ücret ve yükselme eşitsizlikleri.

Abi’cimler Ağı

İş dışı yerlerde, işle ilgili konuların çözülmesi, önemli kararların iş dışında alınması. Örneğin, halı saha maçları, golf kulüpleri…

Bilinçdışı Önyargı                                                                                                                   

“Hemşire” deyince kadının, “mühendis” deyince erkeğin akla gelmesi. Özellikle işe alımlarda bilinçdışı önyargı çok fazla. Örneğin, “anne olunca kariyerine ara veren kadın, işini ciddiye almaz, bu kişiyi görüşmeye çağırmayalım.” önyargısı.

“Cinsiyetçi yapay zekanın fişi çekildi!” ve “Sen de mi Google!” başlıklı yazılarımda yapay zeka uygulamalarının bilinçdışı önyargıyı nasıl ortadan kaldırdığından bahsetmiştim.

Eğitimciler toplumsal cinsiyet eşitliği için ne yapabilir?

·         Eğitimlerde, kullandıkları eğitim materyallerinde, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı ve tarafsız bir dil kullanmak. Örneğin, “iş adamı” yerine “iş insanı”,  “adam gibi” yerine “doğru düzgün” demek gibi…

·         Liderlikle ilgili bir slaytta sadece kravatlı erkekleri değil, kadınların da olduğu görselleri seçmek. Ya da tam tersi, duygusal zeka, duyguların önemini anlatan bir slaytta sadece kadınları göstermemek.

·         Panellerde moderatör ve yorumcu rollerinin dağılımını dengeli yapmak. Örneğin, tüm yorumcuların erkeklerden oluşması ve moderatörün kadın olması da ayrımcılığa giriyor.

·         Misyon, vizyon, değerler, strateji, yetkinlikler gibi kavramları aktaran kurumsal kimlik görsellerinde kadın ve erkeklerin eşit temsilinin sağlanması

 

Eğitim organizasyonlarının, eğitim içeriklerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlayacak şekilde yeniden tasarlanması için sizin önerileriniz, uygulamalarınız neler?

-Mış Gibi Yaşamak

0

Etiketleme, dış görünüşe göre değerlendirme, şişirilmiş hayatlara özenme sosyal medyanın çook aktif kullanılması ile gerçek yaşamın üzerine yapılan sahte fırça darbeleri olarak görüyorum. Bu ‘-mış gibi’ olmalar o kadar suni ve sahte ki, yapanı tatmin etmediği gibi hep bir doz fazlası ile kendini sürekli hale getiren bir trendde devam ediyor. Gençlerin, yaşını başını almış, emekli olup hayata dokunacak işler yapmamış insanların bazen tek sorunsalı ‘o ne yapmış, bu nasıl gezmiş, hangi marka giymiş, parayı nasıl kazanmış’ minvalinde olup yaşar gibi yapma çılgınlığı!

Bu ruhi durum günümüz beyaz yakalılarını da kıskaca almış can çekiştiriyor, haberleri bile olmadan! Oysa o kadar güzel okullarda okumak, iyi işlerde çalışmak, tomarla para kazanmak bile bu obur hali doyuramaz hale gelmiş. Hep bir üst seviyenin hayali ile şu anki durumlarının hakları olmadığını iddia ederek borçlu olma hissiyatındalar, özendikleri hayatın -mış gibisini yaşamak, mevcut durumlarının tadını çıkarmalarına engel oluyor veya işlerini layıkıyla yapmalarına hep engel teşkil ediyor.

90’lı yıllardan sonra kişisel gelişim furyası ile ‘sen her şeyi hak ediyorsun, bu hayatta ne istersen olur’ gazı ile kendi çapını bilmeden, emek harcamadan hep vermeden alma düsturu ile hareket eden kitleler haline geldik. Her şeyin en güzeli, en yenisi, en pahalısı, en eni bizde olmalı, biz bunu hak ediyoruz durumu bizi alacaklı hale getirdi, Mehmet Zihni Sungur hocamın dediği gibi ‘hayattan alacaklı olduğunu hisseden kişiler, ellerindekinin kıymetini bilmeden tüm alacaklılar gibi mutsuz olarak bu dünyadan gider.’

Doğu kültüründe derinleşmek, batı kültüründe ise yükselmek muktedirdir. Oysa biz köklerimizin izlerini yok sayarak bu sahte yükselişler uğruna kayıp hayatlar yaşamaya özendiriliyoruz. Sahip olduğun anda büyüsünü yitiren tüketim cumhuriyetinin üyeleri haline geldik, insan doğasının özelliklerini unutup, yok sayarak. Bu ‘Hedonik Adaptasyon’ denilen bir özellik ile açıklanıyor; şöyle ki, insanların mevcut hallerindeki üzüntü ve sevinçler bir süre devam ettikten sonra normal seyrine dönüyor. Bu durum hani boğaz manzaralı evi olan arkadaşına gittiğinde sende yarattığı o muhteşem görsel haz hissi, ‘keşke benim de böyle bir evim olsa başka şey istemem mutlu olmak için’ diyen iç ses, evi aldıktan bir süre sonra seni artık eskisi kadar cezbetmeyecektir. Ya da bacağını kaybettiğin bir trafik kazası sonrası ‘ben artık nasıl böyle yaşarım’ üzüntüsü bir süre sonra bu duruma alışmanla eski acısını yitirecektir. Bizler için devamlı mutluluk veya üzüntü hali dış kaynaklarla sağlamak mümkün değil, bu ancak sevgi gibi manevi duygularla sağlanabilir. Ama bunu günümüzde eşyalar ile sağlamak üzerine kurulmuş muhteşem bir tüketim çılgınlığı yaşıyoruz.

Bu halet-i ruhiyeden kurtulmanın en kolay yolu, hepimizin bir bütünün parçaları olduğunu hissetmek, kimsenin kimseden üstün veya ezik olmadığını bilmektir. Maddesel kazanımların değil manevi kazanımların tadına varmak, hayata dokunacak işler yaptıkça karşılaştığın gözlerdeki o minnet duygusuna sessizce selam vermektir. Hayat dengede olmaktır, ne en çoğuna ne de en azına sahip olmak değil, yeteri kadarına sahip olmaktır. Bunun farkındalığına önce bizim sonra da çocuklarımızın kazanması gerekiyor. Sahte mutlulukların sarhoşluğundan bir an önce kurtulmak ve ayılmak dileğiyle…

1 Kasım’da Cüret Etmeye Çağırıyoruz!

0

Dijital Topuklar olarak bu sene de tüm kadınların hayatına dokunacak bir gün için hazırlanıyoruz. Kadınlara cesaret ve ilham verecek içeriklerle Dijital Topuklar bir kez daha 1 Kasım’da İTÜ Maçka Mustafa Kemal Amfisi’nde olacak.

2016 yılında yola, “Kadının dijital dünyaya yön veren duruşunu herkese duyurmak ve bu dünyadaki dinamikleri değerlendirmek” amacıyla çıktık ve şimdiye kadar birbirinden heyecan verici 3 zirve düzenledik. Bu sene de 1 Kasım tarihinde gerçekleşecek olan zirvemizin teması: ‘Cüret Et’.

Dijital dönüşümün ortasındaki kadınların kişisel yolculuk öykülerindeki cesaretlerinden ilham alan “Cüret Et” teması, kadınları seslerini çıkarmaya, harekete geçmeye, fark yaratmaya, yas tutmaya, konfor alanlarını dönüştürmeye, en önemlisi kendileri gibi olma cüretini göstermeye çağırıyor.

Dijital Topuklar 2019’da İlham Verecek Konuşmacılar

Kadını ilgilendiren her konuda alan açmayı hedefleyen, bireysel ve kurumsal katılımcıları tüm gün sürecek panel ve söyleşileri dinlemeye davet eden zirvede, bu yıl da çok güçlü konuşmacılar yer alacak.

Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirileceğimiz Dijital Topuklar Zirvesi’nin konuşmacıları şöyle:

·         Amerikalı ses terapisti Robert Sussuma

·         Teknoloji iletişimi uzmanı Sertaç Doğanay

·         Reklamcı ve gazeteci Ümit Alan

·         Storytel Ülke Müdürü Berk İmamoğlu

·         Sepin İnceer

·         Yazar Dilâra Gürcü

·         Psikiyatr Arzu Erkan

·         Gazeteci Melis Alphan

·         Avukat Hande Kuday

·         Çevirmen ve yazar Ebrar Güldemler

·         Fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel

·         Sezi Kalkavan

·         Havle Kadın Derneği

·         Zeynep Girgin Kalelioğlu

·         Gazeteci Fatoş Karahasan

·         Öğretmen Emre Fidangül

·         Cinsellik eğitmeni ve danışmanı Efsun Sertoğlu

·         Danışman ve yönetici Murat Yeşildere

·         Radyocu Ayça Şen

·         Eylem Uğurlu

Dijital Topuklar Zirvesi 2019 ile ilgili gelişmeleri takip etmek için web sitemizi ve Instagram sayfamızı takipte kalın!

Sağlıklı Günlere Doğru Uzanan Bir #cüret Hikâyesi

0

Benim kendi kendime cüret etmeye başlamam bunda üç yıl önceye dayanıyor. Neye mi cüret ettim? Vücudumda yıllar içerisinde farklı hastalıkların yaşattığı girdabı yok etmeye ve tıpkı bir amazon kadını gibi üzerine gitmeye karar verdim. Belki dışarıdan büyük bir değişim gibi görünmeyebilir ancak beslenme düzenini tümüyle değiştirerek yaşam şekli haline getirmek ve bunu sürdürebilmek kolay değildir. Kolay değil diyorum çünkü en basitinden diyet yapan biri bile bir süre devam ettirdikten sonra pes eder, iradesi bir yerde çaresiz kalır ve devam ettiremez. Peki ben ne mi yaptım? Beslenme modelim ile sadece kendimi iyileştirmekle kalmadım, glutensiz ve daha birçok şeysiz yaşamımda topluma örnek olmaya, var olan hastalıkların kaderimiz olmadığına ve başarabileceklerine inandırdım. Hep kendimi, yaşadıklarımı ve yaptıklarımı anlattım, tanımadığım binlerce kişiye farkındalık kazandırmaya ve @glutensiz_yasiyorum hesabım aracılığı ile yapabileceklere, başarabileceklerine inandırdım. Aslında ben onlara ayna olmaya çalıştım, yol gösterici oldum diyebilirim.

Neyse gelelim hikayenin başlangıcına. 25 yıldır sağlık sektörünün tozunu yutan biri olarak tıp okumamış olsam da hastalıklar hakkında sıkı bir bilgiye sahibim. Tabii sağlıkta kurumsal iletişim yapıyor olmamın da bu duruma etkisi büyük. Hal böyle olunca hekimlere ulaşmak ve sağlık sorunlarını çözmek de bir tık daha kolay oluyor. Gel gelelim bir bağışıklık hastalığının ardından peşine gelen yancı hastalıkların (IBS, migren, fibromiyalji, gluten, laktoz, kazein ve diğerleri) vücuttaki etkileri sonrası kendimi dipte ve çaresiz bir halde buldum. Çok çaresizdim evet. Çünkü her gün şiş bir karın, gazlar, sancılar ve bıçak saplanır derecesinde kramplarla günü kurtarmaya ve gün sonunda eve vardığımda ancak cenin pozisyonunda yatarak çaresizce durmaya çalışıyordum.

Glutenin varlığını keşfetmemle değişti her şey. İşte asıl ondan sonra başladı mücadelem. Akşamdan sabaha beslenmemi değiştirdim. Ama bu değişiklik gelip geçici veya üç beş günlük değildi. Ömürlük bir karara imza atmıştım. Bu üç yıllık süreçte derenin altından çok sular aktı. Alışma süreci, ‘acaba yapabilir miyim’ evreleri, peki ne yiyeceğim düşünceleri derken geçen süreç beni bilirkişi durumuna getirdi. Fakat bu sarp ve dikenli yolda ilerlerken sadece gluten içeren hamur işlerini, paketli ürünleri değil, laktoz ve kazein nedenli süt ve süt ürünlerinin tümünü yani tatlıları, bakliyatları ve tamamıyla rafine şekeri bıraktım.

Dışarıdan bakıldığında inanılmaz bir kısıtlama ve pek çoklarının dediği gibi “peki ne yiyorsunuz, bir şey kalmadı ki” durumu yaşandı bu süreçte. Peki sonuç ne oldu biliyor musunuz? Ben başardım, şikayetlerimi yemediklerimle/yiyemediklerimle azaltarak uzun yıllardır kaybettiğim hayat konforumu yeniden kazandım. Ben bu sürecin başında en çok da kaynak bulmakta ve kendime örnek alacağım kişilerin yaptıklarını öğrenmekte zorlandım. Ve istedim ki benim gibi birçok sağlık problemi olan fakat hiçbir adım atmamış ve bu durumu kabullenmiş kişilere destek vermeye çalışayım. İşte @glutensiz_yaşiyorum hesabı da bu düşünce ile doğdu. İlk başlarda yediklerimi ve neler yaparak şikayetlerimi geriletmeyi başardığımı anlatmayı hedeflerken, bir süre sonra kitle büyüdü. Benim tariflerim evlerde aş oldu, çocuklar dahi her yaştan kişiyi sağlıkla besledi, anneleri sevindirdi. Belki de insanlar benim gibi bir örnek görmek istiyorlardı, çünkü biliyorum ki birebir benim sıkıntılarımı yaşayan binler hatta on binler vardı ama ne yapabileceklerinin farkında değillerdi.

Daha çok anlatma isteğim sonucunda www.glutensizyasamak.com adresi ile blog yazıları yazmaya başladım. Böylelikle hem anlattıklarım, hem yaptıklarım ve de yemek tüyolarım ile yol gösterici olmaya devam ettim. Sonra hayat bana yeni bir pencere daha açtı. Nöroloji Dr. Banu Taşçı Fresko ile fibromiyalji hastalığına dair sağlıklı beslenme ilkeleri ve yemek tariflerinin yer alacağı bir kitap çalışmasına giriştik. Bilimsel veriler hocadan kitaptaki tüm glutensiz, laktozsuz ve daha birçok türden yemek tarifi benden. İlgisini çekenler için kitabın yayın tarihini de bu vesile ile iletmiş olayım. Kasım ayı içerisinde raflarda görmeyi hedefliyoruz.

Yani kısacası kendi yaşamımda büyük bir işe kalkışarak #cüret ettim. Yaptıklarımla sadece kendime değil binlerce kişiye farkındalık kazandırmaya çalıştım, emek verdim ve sürekli ürettim. Karşılığında ruhumu besledim, faydalı olabilmenin vermiş olduğu iç huzura ve maneviyata sahip oldum. Benim kendimce güzel bir cümlem var, bu güzel satırları o cümle ile bitirmek istiyorum: “Yiyemediklerim için mutsuz değil, yiyebildiklerim için minnettarım”

Kısacası ben yeni yaşam şeklim ile yeniden mutluluğu ve huzuru yakaladım, darısı yapmak isteyip başaramayanların başına…