Niyet, dikkat ve çay partisi…

Bu, son günlerde sıkça rastladığınız bir terim olan “mindfulness” ile ilgili bir deneyim yazısıdır.

Uzman Psikolog Nilüfer Devecigil’in “Mindfulness “ eğitimindeki iki gün boyunca izlenimlerim, hislerim ve düşüncelerimden oluşan bu yazı, ne bu konuda size bilgi vermek niyetiyle, ne de “ben biliyorum” düşüncesiyle yazıldı.

Bu yazı sadece yazıyı yazanın iki gün boyunca deneyimlediği şeyin içinden taşmasının sonucu kaleme alınmıştır.

Dikkatini niyete vermek…

multitasking” (aynı anda birçok işi yapmak) yapmanın bir erdem sayıldığı bir devirde büyüdük, çalıştık ve hatta çoğumuz bu şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Dijital çağda dikkat dağıtanlarımız çoğalırken aynı oranda dikkatini bir tek şeye odaklamanın kıymeti anlaşılıyor. Verimlilik “multitasking” ile değil, odaklanmakla mümkün. Ne yaptığının farkında olabilmek ancak yaptığın şeye dikkatini vererek gerçekleşiyor. Aksi halde hep otomatik pilotta yaşıyoruz, bir diğer adı da “default mod”. Zaman zaman gün içinde otomatik pilotta yaşıyor olmamızın avantajları da var (sifonu çekmek gibi)… Fakat sürekli otomatik pilotta yaşamak ‘hayat devam ederken kendi çay partinize katılmamak’ diyor Thich Nath Hanh.

Sizin de başınıza gelmiştir, bir çay içeyim deyip çayı demlersiniz, sonra birikmiş işler aklınıza gelir ve otomatik olarak onları yapmaya başlarsınız. Sonra kendinizi elinizde boş çay bardağına bakarken bulursunuz; “ben bu çayı içtim mi, yoksa henüz içmedim mi?”

Kendi çay partinize katılın…

Çay içme niyetiniz ise, niyete giden yolda önünüze çıkanları fark ederek niyetinizi unutmadan devam etmek, tekrar tekrar niyete dönmek, niyeti fark ederek gerçekleştirmek…

Peki nasıl?

Bir niyete yürürken dikkatimizi dağıtanlardan kolayca sıyrılmak mümkün mü?

Hiç değil.

“Mindfulness” dikkatinin başka düşüncelere kaydığını fark edip, şefkatle dikkatini niyete döndürme çabası. Daha birçok başka anlamları da olabilir, bu benim anladığım…

Dikkate geri gelmenin şefkatle olmasını sağlayan şey ise meditasyon yapmak. Meditasyon da bir kere yapınca olan bir şey değil. Sevgili Nilüfer diyor ki, meditasyon ile “kaynak kası”mızı geliştiriyoruz. Kaynak kası; anda olmayı hatırlama kası ya da niyet ettiğim şeyi yapma kabiliyeti…Bu kas, default moddan tecrübe moduna geçiş yollarını açıyor. Niyetim tecrübemi yaşamak ise “iç ses”lerim ile default moda gitsem de geri gelebiliyorum.  Bu arada bu iç sesler yani bizim dikkatimizi dağıtanlarımız tukaka değil, onların da yardım etmeye çalıştığı bir şeyler var. Örneğin, tam dikkatimizi bedenimizdeki duyumlara verdiğimizde aklımıza bugün marketten almayı unuttuğumuz yumurta geliyor. Bu aslında bizim işimizi kolaylaştırmak, sonrasında doğabilecek sıkıntıyı engellemek için kendimize yaptığımız bir hatırlatma, bunu düşünmemizin bize bir zararı yok ama o düşüncenin geldiğini fark edip niyetimiz her ne ise ona dikkatimizi geri çevirmek bilincimizde başka yollar da açmayı sağlıyor. Başka yollar demek ise kendi içimize, kendimize yeni bir bakış demek. İçimizde hepimizi iyileştirecek olan kaynak; “insan olmanın erdemi” var ve bu kaynağı çoğumuz kullanmıyoruz. İşte “mindfulness” bu kaynağa ulaşmamız için bize yeni yollar -Yoga Eğitmeni Esra Sert’in deyimiyle- yeni otobanlar açan bir araç.

Dinlemek…

Bu yolları öğrenmek için çeşitli meditasyon egzersizlerini deneyimledik. Bunlar; dinleme, beden tarama, stres, nefese dikkatini verme gibi egzersizlerdi.

Dinlemek için niyetin ne?

Niyet dikkatini biçimlendiriyor…

Niyetin duyduğunu şekillendiriyor…

Dinleme egzersizine ben ‘gerçek’ dinleme diyorum yani karşındaki anlatırken dinleme niyeti ile dinlemek,  kendi hikaye ve yargılarınla dinlediğini manipüle etmemek, dinlerken üstünüzden geçen düşünce bulutlarını fark edip yine, yeniden dinlemeye şefkatle geri dönmek. Bütün egzersizlerde dikkatimiz dağıldığı, düşüncelere daldığımız anlar için kendimizi yargılamamamızı ya da yargılayan tarafımızı da yargılamayıp fark etmemizi hep bizlere hatırlattı Nilüfer. “Yargılayan tarafını yargılamamak” ne derin bir içsel yoğunluk… Kendine “cık cık” yapıp parmak salladığın tüm anları fark etmek, fark ettiğin an dönüştüren bir şey.

Stres

Bu eğitimle birlikte stresin çoğu zarar, azı karar sonucuna vardım. Hatta bazı işlerimi son ana bırakma alışkanlığımın aslında stresin pozitif etkisinden faydalanmak olduğunu da gördüm. Özellikle en sıkışmış ve stresli anlarda en yaratıcı ve parlak fikirler/çözümler ortaya çıkıyor, stresin bende böyle bir etkisi var. Yine de bunun farkında olarak, özellikle stresin acıya dönüştüğü anları iyileştirmek için bu egzersiz bana hiç beklemediğim bir şekilde çok yardımcı oldu. Stres meditasyonunda stres yaşadığınız ana gidip o acıya sevgi ve şefkat vermeyi deniyorsunuz. Benim hayatımda unutamadığım ilk stres anları okul/sınav zamanları idi ve belki de yetişkin hayatımda kendimle ilgili en büyük yargım “başarısız birisin”in bu stres acısından kaynaklandığını fark ettim. O meditasyon sırasında sevgi ve şefkate gelmeden önce, öfkeden tut, kaygı ve üzüntüye kadar çeşitli duygulardan geçtim. Sonra bir an hepsinin geçtiğini ve bugünkü beni bu geçmişle birlikte ne kadar sevdiğimi fark ettim, hepsi geçmişti ve ben “tamam”dım! Sonra sevgi ve şefkati hissedebilmek, o acının dönüşmesi hayatımda ilk defa yaşadığım bir deneyimdi.

Düşüncelerim ben değil, ben düşüncelerim değilim.

Benim için kendime yeni bir bakış açısı, içime taze bir ışık tutan bu deneyimin etkileri devam ediyor ve biliyorum artarak da edecek.

Bu yazıyı hayatımdaki “dönüşüm”lerin yoldaşı insanların “upuygun”hediyesi olan, ‘Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?’ kitabından bir alıntı ile bitirmek isterim.

…Günlük yaşamlarımızda, mesleklerimizi icra ederken, şu ya da bu işle meşgul olurken, hepimizin ve her zaman bir ve tek dünyayı kullandığımızı, onu dönüştürdüğümüzü ve bütün dönüşümlerin yine aynı dünyada cereyan ettiğini fark ediyor muyuz? (Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?, Ayrıntı Yayınları, sf.142)

Sevgi ve minnetle…

Yorumlar

yorum

1+

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir